KENDİ DÜNYASINA AİT BİR KADIN: VIRGINIA WOOLF

Tarih boyunca bazı kitaplar ve yazarlar, toplulukların alışılagelen davranışlarını değiştirmekte büyük rol oynadı. Bununla kalmayıp bizleri ve birbirimizi görme biçimimizi etkiledi. O kitaplar/yazarlar ki tartışmalara, muhalif fikirlere, savaş ve devrimlere esin kaynağı oldular. Aydınlattılar, harekete geçirdiler, kışkırttılar, teselli ettiler. Yaşamımızı zenginleştirdiler ve bizleri ayrı ayrı kendi yaşamlarımızı sorgulamaya yönelttiler.
Şüphesiz ki bu yolculukta bize eşlik eden, 20. yüzyıla damgasını vurmuş, yalnızca edebi ve duygusal anlamda değil, düşünsel anlamda da tam anlamıyla bizlere “umut” vaat eden bir yazardır Virginia Woolf.
Virgina Woolf’un biyografisinden ziyade kendi yaşamına ve yapıtlarına değinmek daha doğru olacaktır. Nitekim o’nu en iyi anlatan yine kendi yapıtları ve sözleridir.
Profesyonel olarak yazım hayatına 1905’lerde başlayan Woolf, ilk kitabı olan “Dışa Yolculuk” eserini 1915’te yayımlamıştır. Bu kitabın oluşumu uzun sürmüş ve bir yılda tam üç kez yazılmıştır. Bu eser Woolf’un ilk yapıtı olmasına rağmen tarihteki en ilginç ve en etkileyici kitap olarak raflarda yerini almıştır.
Aynı zamanda modernizm akımının öncüsü olan Woolf, eserlerinde bilinç akışı tekniğini kullanmış, bu sayede hem Türk Edebiyatı hem de Dünya Edebiyatı yazarlarına ilham kaynağı olmuştur. Bu tekniği ilk olarak ikinci romanı olan “Gece ve Gündüz” de işlemiştir. Gerçekçi bir üslupla kaleme alınan bu eser dönemin atmosferini yansıtan özellikleri ile dikkat çekiyor. Yapıtlarını okurken büyük bir konsantrasyon gerektiren yazarı, bu yüksek alakayı ortadan kaldırarak, insanın kendi bilinç akışında kaybolarak okuması gerekir.
1929 tarihli “Kendine Ait Bir Oda” feminist hareketin öncü kitaplarından biri olarak kabul edilir. Kadın hareketinin elden düşürmediği önemli kitaplardan biri olan” Kendine Ait Bir Oda,” Virginia Woolf’un dil ve üslup açısından en kolay okunan kitabıdır. Bu kitapla birlikte dönemin entelijansiyasını, fikir ve ruh dünyasını, kadın haklarını ve mücadelelerini özümsemiş ve yapıtında da bunu hissettirmeyi başarmıştır. Kitabın ana teması “kadın ve edebiyat” üzerine olmuştur.
Erkeklerin kadınlara bıkıp usanmadan tekrarladıkları “ezeli” ve de “ezici” bir soru vardır.”Bizler kadar düşünme yeteneğiniz olduğunu ileri sürüyorsunuz. Madem öyle, neden Shakespeare gibi bir deha çıkaramadınız?” İşte Virginia Woolf bu “yakıcı” soruya, tarihe kazınan bir söz ile şöyle sesleniyor kadınlara: “Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!”
“Orlando”, Woolf’un diğer yapıtlarına benzemeyen en özgün şekilde kaleme aldığı eserdir. Bu eser, bir aşk mektubuyla beraber o dönemdeki sevgilisi Vita Sackville-West’e adanmıştır. Bu romanı okurken, birey olarak gel-gitlerle dolu karmaşık iç dünyamızın hesaplaşmasından kaçmamız mümkün görünmüyor.
“Pek çok çağda mutluluk aradım ve bulamadım; şöhret aradım, elimden kaçırdım; aşk aradım, tadamadım; hayat – ve şu işe bak, ölüm daha iyidir. Pek çok erkek ve pek çok kadın tanıdım, hiç birini anlamadım. Burada, üstümde gökyüzü ile yatmam daha iyi.”
Virginia Woolf’un hayatı 2002 yapımı olan Michael Cunningham’ın “Saatler” adlı eserinden uyarlanan film ile beyazperdeye taşınmıştır. Bu eser Woolf’un başyapıtı olarak görülen “Mrs. Dalloway” den beslenmiştir. Bu yapıt, bilinç akışı tekniğini kullandığı en önemli eserlerden bir tanesidir.

Ve tarih 29 Mart 1941’i gösterdiğinde Virginia Woolf 59 yaşında iken, evinin yakınlarında bulunan Ouse nehrine ceplerine taş doldurarak –bunun nedeni sudan korkması- intihar eder. Bu dönemde “Perde Arası” romanına yeni başlamış olan Woolf, artık kendini yeteneksiz bir yazar olarak görür. İkinci Dünya Savaşı’nın bırakmış olduğu hezimet, onda derin izler bırakmıştır. Elbette onun yenik düşmüş bu halinin tek sorumlusu savaş değildir; 13 yaşında annesini kaybetmiş olması, 22 yaşında -pek anlaşamadığı ileri sürülse de- babasını kaybetmiş ve üvey abisinin tacizine uğramış olması da yazarımızın iç dünyasında telafisi mümkün olmayan bir yıkım gerçekleştirmiştir. Bipolar hastalığı –maniden depresyona kadar uzanan ruh halindeki aşırı değişiklikler- olan yazar, manik depresif dönemine girmiş, böylece kitap kapaklarını tasarlayan ressam ablası –bu yüzden yazılarını tuvale yazarmış- Vanessa Bell ve eşi Leonard Woolf’a mektup yazarak yaşamına son vermiştir.

En sevdiğim,

Yine delirecekmişim gibi hissediyorum. Bu korkunç günleri atlatamayacakmışız gibi hissediyorum. Ve giden zamanı geri çeviremeyeceğim. Sesler duymaya başlıyorum ve konsantre olamıyorum. Bu yüzden yapmam gereken şeyi yapıyorum. Bana verebileceğin en büyük mutluluğu verdin. Kimsenin yapamayacağı şeyleri yaptın. Bu kadar şeyden sonra iki insanın birlikte daha mutlu olabileceğini sanmıyorum. Ben artık savaşamayacağım. Biliyorum, senin hayatını mahvediyorum, bensiz daha mutlu olacaksın. Görüyorsun bu mektubu bile doğru düzgün yazamıyorum. Okuyamıyorum. Hayatımdaki bütün mutluluğu sana borçlu olduğumu söylemek isterim. Bana karşı inanılmaz sabırlısın ve iyisin. Şunu söylemek istiyorum -aslında bunu herkes biliyor- eğer biri beni bu durumdan kurtarabilecek olsa bu sen olurdun. Her şey beni terk edip gitti ama senin iyiliğin hep benimle kaldı. Artık senin hayatını mahvetmeyeceğim. Kimse bizim seninle mutlu olduğumuz kadar mutlu olamazdı.
V.”

Virginia Woolf birçok eser bırakmış sade bir yazar değil. Aynı zamanda hem kendi döneminin hem de çağımızın önemli bir düşünürü olmayı başarabilmiş bir yol göstericisidir. Gerek duyguları gerekse düş dünyası ile yolumuza ışık tutmaya devam eden bir öncüdür.

Kaynaklar
Kendine Ait Bir Oda-Virginia Woolf- İthaki Yayınları
Orlando-Virginia Woolf- Kırmızı Kedi Yayınları
İntihar mektubunu Fransızca aslından çeviren: Birsel Uzma

"Galaksinin Batı Sarmal Kolu'nun bir ucunda, haritası bile çıkarılmamış ücra bir köşede, gözlerden uzak, küçük ve sarı bir güneş vardır. Bu güneşin yörüngesinde, kabaca yüz kırk sekiz milyon kilometre uzağında, tamamıyla önemsiz ve mavi-yeşil renkli, küçük bir gezegen döner. Bu gezegende yaşayan Eftalikus isimli yazar,okur,çizer ve kendimce düşünürüm."

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: