Kestim Kara Saçlarımı

 

Avucumdaki bir tutam saçı -kendi saçım- öpüyorum usulca ve dudaklarım kanıyor. Her kadının dudakları kanar oysa; kiminin bir sözcükle, kiminin bir bakışla, benimki de bir tutam saçla işte. Dudaklarımda kan izi; sağ bir annenin tokadında ve ölü bir annenin bambaşka bir boyutta kızının saçını okşayışında…

Doğru bildiniz, kendimde değilim ben! Kendime yolum düşmez zaten ve uğramayı düşünmüyorum kendime. Bir kadın kendine uğramıyorsa yaralıdır ve yaralı bir kadının ruhunda sokak kedilerinin alfabesi, ekmek değil, şarap dilenen dilencilerin ölü dillerden birinde söylediği şarkıları ve sabah ezanıyla izbe evlerine dönen konsomatrislerin demirbaşları arasında yer alan falçatalarına süzülen gözyaşları vardır.

Bir ağaç kesilirken, beni kesiyorlarmış gibi canım yanıyor mesela ve acımı teskin etmeye sokak kedileri geliyor; annem değil, akrabalarım değil, komşularım değil. Bir çocuğa da, bir eşeğe de tecavüz edilirken, bunu duyumsayıp avaz avaz bağırıyorum ve alkolik bir dilenci bağrına basıyor beni; kardeşim değil! On üçünde evlendirilen bir kız çocuğu bana çikolata aldı rüyamda ve ben rüyalarımı anlatırken hıçkıra hıçkıra ağlıyorum konsomatris dostlarımın yanında…

Sesler birikiyor ruhumda; incecik, kırılgan, yorgun argın sesler. Yaralı bir sesi var bu dünyanın ve sessiz harfleri. Sessiz harfler koleksiyonumu göstereyim mi size; binlerce, on binlerce, yüz binlerce harfim var; her biri dalgın, solgun, sırlı. Evet, kendimi bilmeyenim ben; kendimde değil, bazı zamanlar Gülten Akın`ın dizelerindeyim .

Tutsak ve kibirli -ne gülünç-
Gözleri gittikçe iri , gittikçe çekilmez
İçimde gittikçe bunaltı , gittikçe bunaltı
Gittim geldim kara saçlarımı öylece buldum…”

Öylecedir benim kara saçlarım, bir karartıdır nicedir. Bir kadın, saçlarını karartı olarak görüyorsa kırık dökük bir aynanın karşısında, onu anlayamayacağınıza göre, lütfen incitmeden defolup gidiniz!

Dağıldım ben; evrenin, sokakların ve ruhumun dört bir yanına dağıldım. Dağınık bir kadınım doğrusu; bir köşede deli, bir köşede küfürbaz, bir köşede dans eden, bir köşedeyse dans etti diye öldürülen bir kadın. Ama hayata olumlu tarafından da bakıyorum ve bir kelebeğin ömrünün üç gün olduğuna değil de, o kelebeğin can haline yoğunlaşıyorum. Kelebeklerin ömrü ortalama seksen yıl olmalıydı; birbirini ötekileştiren ezilenlerin, o ezilenlerin kutsadığı diktatörlerin ve fetvalarını bir taraflarına sokmak için can attığım döl israfı şeyhlerin değil! Ah, sevgi pıtırcığı olamıyorum maalesef; belki de Çingene mahallesinde yaşayıp da, ruhu onlar kadar Çingene olan yalnızca benimdir diyedir, kim bilir…

Dünya yuvarlak ve siz düz olduğunu iddia ediyorsunuz dünyanın! Yerküreden değil, bir kadının ruhundan bahsediyorum, kendi dünyamdan. Dümdüz bir yaşamınız, dümdüz bir bakışınız, dümdüz bir ruhunuz varsa, dünyanız da düz olur elbette. Benim dünyam yuvarlak mesela, yaşamım kederli, bakışım asi ve ruhum deli olduğu kadar incelikten kırılan. Dünyam yuvarlık olunca ne oluyor biliyor musunuz? Dönüyorum bir semazen gibi; dönüşüyorum bir insandan bir ırmağa, bir bebekten bir dervişe, bir kadından, bir gökkuşağına. Dünyamı yuvarlak yapan bu dönüşümdür; bir bakışımla can olabiliyorsam incitilene, hor görülene, yaftalanana, ruhumda da bu dünyayı döndüren bir güç var elbette.

Ne çok hezeyanlarım var, değil mi? Ah, yine bir ırmak kurutuldu tam da şu anda ve ağa tutulan bir balık selam yolluyor kardeşi bildiği balığa, Küçük Kara Balık masalında…

Hayata olumlu tarafından da bakıyorum ve bütün bebeklere, bütün yıldızlara, bütün sincaplara “iyi ki varsınız” diyorum. Ben isterdim ki, başka bir dünya mümkün olsun. Dövülmeden büyümek isterdim; düşündüm de, şimdi, bu bile yeterli olabilirdi.

Sokak kedilerine şiirler okuyarak içiyorum dilencilerce hediye edilen şarabımı.

Tutunamayan kadınlar dalga geçerler bu dünyayla ve tutunamadığım şu üç günlük dünyanın sarhoş bir kelebeğiyim; bir yıldız kayarken gömüleceğim mezarın üzerinde, kestim kara saçlarımı…

 

Ergür ALTAN

 

 

Görsel:tumblr.com (aysesi)

BU İÇERİK BİR KONUK YAZAR TARAFINDAN ÜRETİLMİŞTİR. Yayınlanmasını istediğiniz eserlerinizi yenipapirus@gmail.com ‘a göndermeniz gerekmektedir. Editör onayından geçen eserler Yeni Papirüs okurlarına sunulacaktır.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: