Kib-Bir

 

“3 cevapsız arama…

Dııınn dınn dınnn…

‘Aradığınız kişi şu anda başka biri ile görüşme yapıyor, lütfen hattan…’

7 cevapsız arama…

Meşgule atıyor. Ona ulaşmam lazım.

15 cevapsız arama…

Ve korktuğum yanıt.

‘Aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor, lütfen daha sonra…’

O asla telefonunu kapatmaz idi. Bu gece önemliydi, bu gece anlaşmanın sona ermesi için bu pürüzleri üstüme yapışan gecede hemen o leylak elleriyle telefonunu açması ve bana erişmesi gerekiyordu.

  1. Gün

32 cevapsız arama.

Telefonu hala kapalı. Adamlar boğazıma çökmek üzere. Umarım beraberken uçkuruna kadar acımasızca eleştirdiğimiz, anlamsız bulduğumuz ‘intihar etme’ eylemini gerçekleştirmemiştir. Hem kendini, hem beni sonsuz bir cehenneme tuşladı eğer gerçek bu ise. Çıldırmaya başlıyorum. Kumpas kurması gibi bir ihtimal yok, o bana her şeyden çok değer verir biliyorum. Anlaşmayı 1 hafta daha uzattım, biraz daha bana dönmezse imzaları benim kanımdan olacak.

  1. Gün

71 Cevapsız Arama.

Apaçık bir tehdit ile başbaşayım. Ruhum kendi merkezinden çıkmış, bedenim haricinde her yerde sürtüyormuş gibi. Bugün kapıma dayandılar. Klişe bir film sahnesini gerçekleştireceğim hiç aklıma gelmezdi. Son derece sosyopatlığın aktığı surat ifadelerinde master yapmış gibiydiler, hiç bu kadar profesyonel tehdit edildiğimi hatırlamıyorum. Bütün gece gözlerim soluklaştı ve kan kahverengisinin en yoğun tonunu aldılar.

  1. Gün

108 Cevapsız Arama.

O bana hep hayatının en unutulmaz karesi olduğumu söylerdi. Hayattaki en büyük plansızlığından türemiş bir plandım onun için. Beni binbir tonlu iltifat yağmurunda yıkardı. Emindim artık. Ölmüştü. Ölmüştü. Başka çıkar yolu olamaz. Sarıldığımda o kadar içten sarılan biri arkamdan iş çevirmiş olamaz.

  1. Gün

132 Cevapsız Arama.

Artık yemek yiyemiyorum. Su ihtiyacımı alnımdan dökülen terlerden karşılıyorum. Oturduğum sandalye 52 kilo olmama rağmen çökmek üzere. Bugün sabah pencereden aşağı baktığımda orada olmayan bir adamla karşılaştım, bugün de orada yoktu demek isterdim. Ancak bu İdentity’den bir film karesi olmaktan ibaret kalacak, fazlasıyla burada olan, başından aşağı kadar siyahlar içinde bir adam ve bir kadın var.  Apartmanın önüne zengin piçlerin villalarının önündeki iki aslan heykeli gibi dikilmişler. Vahşetin gerçekleşmesine iki gün kala, ben artık geri dönülemez bir cehennemin beyefendisiyim.. Pardon. Özüme dönersek, doğduğum mahalledekilerin bana dayattığı gibisinden, ben artık geri dönülemez bir cehennem pezevengiyim.

  1. Gün

0 Cevapsız Arama.

Artık çabalamıyorum. Bitimime bir gün kala birkaç son saatten sonra erişeceğim sonsuz gökyüzünü izliyorum.

  1. Gün – Master ile Görüşme

3 cevapsız arama.

1 tanesi hala ekmek tanesi kadar kalmış ümidimden, bir tanesi yere göğe konduramadığım öfkemden, bir tanesi de vazgeçtiğimden gerçekleştirildi bu aramaların.

Zıııııınnn.

Kapı çaldı.

Belki de duyduğum son ses sadece bu olacaktır. İçimden ansızın gelen bir deli cesareti ise bana kapıyı açmamamı ve imkansızı yaratmamı, bir şekilde kaçmamı söylüyordu. Lanet olsun, anahtar çevriliyor. Kapının dışından anlamlandıramadığım homurdanmalar geliyor, bom! Dışardan patlayan bir şeyin çığlığı ulaşıyor kulağıma. Sol kolum uyuşmaya başlıyor. Dokunduğum son şey bir kadının vajinası yerine, rutubetlenmiş hardal sarısı rengindeki mantar pürüzlü koltuğum. Sol kolum birden sağ çenem oluyor, algım değişiyor, kafatasım ayağımla yer değiştiriyor. Hardal sarısı rengindeki koltuğumun üstünde sırtının her yerinde gamzesi olan, bana bir uzaylıyı anımsatan uzun kahverengi saçlı bir kadının uzandığını görüyorum. Bom! Bom! Bom! Kapının kilidini değiştirdiğimi hatırlıyorum. Kapı kırılıyor. Ben kapı oluyorum. Pencereler gökyüzüne kuş gibi uçuyorlar. Günlerdir arayıp ulaşamadığım, rahminden sıcacık kayıp dünya havuzuna aktığım kadın işte tam karşımda. Master. Alacaklılar yukarıdan kuş bakışı bakıldığında üçgen halinde gözükecek şekilde duruyorlar. Önce annem başta olmak üzere, hepsi tırnaklarını bedenime geçiriyorlar, ancak sol kolumun uyuşuyor olması zaten kalp krizinden gidiyor olduğumu bana bir güzel empoze ediyor. Sonrası mı? Evet ben şimdi cehennemdeki pezevengim, gökyüzünden size el sallıyorum.Adios.”

“Başınız sağolsun, maalesef hastayı kaybettik.” dedi eline iğneyi alsa kıçınızı delik deşik edecek görünümlü hemşire. Annesi Ekrem’in koluna sımsıkı sarılmış halde, attığı çığlıklar parabol halinde, gecenin 3’ünde bütün hastane -her gün başka insanların ağlamasını konuk ettiği gibi- bu annenin gözyaşlarını da konuk etti, ertesi gün klorakla temizlenmek üzere.

Bundan 5 ay sonra Ekrem’in öldüğü an anne ve babası tarafından ilk defa masaya yatırıldı çay içtikleri günlerden birinde.

“Rüya görüyordu” dedi babası.

“Sence ne görüyordu?” dedi annesi.

“Kendisini müptezel eden bir toplumun yansımasını belki de, altın dozdan kalan ne hatırası varsa.”

“Huzur içinde uyusun…” dedi annesi iç çekerek.

“Biliyor musun?” dedi babası.

“O şimdi cennette ve gökyüzünden bizi izliyor.”

Cehennemdeki Ekrem dahi kilometrece ötelerden kahkaha attı.

“Evren ironiyi sever. Öptüm, cehennem pezevengi.”

-Rümeysa Alev Demirci

BU İÇERİK BİR KONUK YAZAR TARAFINDAN ÜRETİLMİŞTİR. Yayınlanmasını istediğiniz eserlerinizi yenipapirus@gmail.com ‘a göndermeniz gerekmektedir. Editör onayından geçen eserler Yeni Papirüs okurlarına sunulacaktır.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: