Klasik Sosyologların Ortaya Çıktığı Koşullar Ve Toplumsal Olgulara Yaklaşımları

Uğurcan KAÇMAZ         

Giriş                                                                                                                 

            Antik ve orta çağda evrensel yasa ve toplumsal düzenlemelerin içeriği daha çok metafizik yaklaşımlarda ortaya çıkan toplum anlayışı, gerçekte sosyolojik düşünceye çağdaş anlamda bir katkı sunmamıştır. Bunun en önemli nedenlerinden biri de bireylerde bir topluma ait olma düşünce ve duygusunun ‘’biz bilinci’’ne dönüşmemesidir.  7. yüzyılda Avrupa tarım ülkesiydi. Bu düzen 17.yüzyıldan itibaren değişti. Bu yeni çağ modern ve çağdaş bağlamda toplum anlayışını; başta aydınlanma felsefesi olmak üzere biz bilincini geliştiren ve bireyi merkeze alan yenilikçi düşüncelerin sosyal aksiyona evrildiği bir dönemdir. Fransız İhtilali bu düşünce sisteminin politik ve sosyal hayata geçirilmesinden doğmuştur.  Bilim sayesinde pek çok yenilik ve icatla beraber batının çehresi değişmiş oldu. Hızla yayılan sanayi üretimi toplumsal bunalımlara ve buhranlara zemin hazırladı. Bu sorunsallar bilim insanlarının, aydınların ve siyasi figürlerin öncelikli gündemini oluşturdu. (Berberoğlu, B. 2012: 34)

Modern kelimesi Latince modernus kelimesinden üretilen ‘’yeni’’, çağdaş olan ve yaşanılan güne ait olan anlamlarını taşır. Modernite kavramı ise toplumun geleneksel ve dinin bağlayıcı kurallarından, ‘’eskiye’’ ait olan değer ve davranış kodlarından kurtulmayı, kopmayı ifade eder. Bireysel ve toplumsal hayatın belli bir rasyonalite ile inşa edilmesini ve kurulmasını imler. Modern kelimesi ‘’yeni’’ olanın tarifini verirken, modernite geleneksel yapıdan modern olana geçişi, eski olanın ufalanışı, parçalanışı ve hatta kimi zaman yok oluşunu ifade eder. (Sezer, B. 2015: 34-35).

Karl Marx Sosyolojisi

          Sosyolojinin klasik çağına ait kuramlar, toplumsal hayatın büyük bir kısmına dair geniş ve iddialı anlatılardır. Karl Marx’ın kuramı kapitalizmin tarihi kökeni ve kapitalizmden komünizme geçiş ile ilgilidir.  Marx Alman filozof Hegel’in idealist felsefe geleneği içinde yetiştiği ancak kendisinin daha sonra bu felsefeyi materyalist bir tarih felsefesine çevirdiği savunulmaktadır. Marx’ın materyalist tarih felsefesine göre insanların varlıklarını, bireysel bilinçlerini belirlemez toplumsal bilinçleri belirler. Bu nedenle Marx insanı yalnızca tarihsel gelişim sürecinin anlaşılabilmesi adına materyalist perspektiften değil toplumsal gerçekliğin ürünü ve üreticisi olarak tarihsel materyalist açıdan ele almayı gerekli görmüştür. Bu kavrayış üzerinden de Marx ‘’üretim’’ üzerinde yoğunlaşır. (Zencirkıran, M. 2015:35-36).  Marx’ın kapitalizm eleştirisi insanın potansiyeline ait bir dizi hipotetik koşula dayanır. Kapitalizm, insanın potansiyelinin gelişimini engeller ve işçiler arasında ‘’yabancılaşmaya’’ yol açar. Kentleşme ve endüstrileşme ile beraber insanın kendine zaman ayıramadığı bir yaşam standardında oluşan yabancılaşma, fabrikalarda işçilerin kendi emeğine ve kendisine yabancılaştığını belirtir. Burjuva üretim araçlarına sahipken, proletarya bu araçlara erişebilmek için emeğini satmak zorundadır. (Zencirkıran, M. 2015:36). Marx toplum analizinde iki ayrıma gider, adına alt yapı ve üst yapı dediği sistemde alt yapı ekonomiyi oluştururken üst yapı hukuk, siyaset, ideoloji, din, aile gibi yapılardan oluşur. Marx’a göre alt yapıya sahip olan burjuva kendi erkini meşrulaştırmak  için üst yapıyı ele geçirir. Proletarya bu sebepten gerçeği göremez ama sonunda kapitalizmin nasıl işlediğini anlama ve sınıf bilinci kazanma potansiyeline sahiptir. Sonunda kapitalizm çelişkileriyle beraber çökecek ve yerini komünizme hazırlık evresi olan sosyalizme bırakacaktır. (Zencirkıran, M. 2015:36).

Emile Durkheim Sosyolojisi
          Durkheim’in sosyolojik analizleri ve çalışmaları sosyolojinin bir bilim dalı olarak kapsamına giren olguların hangi ve ne tür yöntemlerle incelenmesi gerektiği konusuna ayrıca sınırlarının neler olduğu konusuna kendisinden önce gelen sosyologlardan daha fazla önem vermiştir. Bu nedenle, Durkheim sosyolojinin en önemli kurucularından biri olarak nitelendirilir. (Suğur, S. 2015:39). Durkheim çalışmalarında sosyolojinin bir bilim dalı olarak sınırlarının neler olduğu ve kapsamına giren olguların hangi yöntemle incelemesi gerektiği konusuna, kendisinden önce gelen sosyologlardan çok daha fazla ağırlık vermiştir. Bu nedenle, Durkheim sosyolojinin kurucularından birisi olarak kabul edilir.

       Durkheim’ın kuramı öncelikle değişen iş bölümü ve mekanikten organik dayanışmaya geçişi inceler. Mekanik dayanışma, benzeşmeye dayalı basit iş bölümünün olduğu ve geleneksel toplumlarda söz konusu olan dayanışma türüdür. Organik dayanışma ise farklılaşmayı temel almış muhtelif iş bölümünün olduğu ve uzmanlaşmaya dayalı modern toplumlarda söz konusudur. Bu değişimin en önemli etkeni dinamik yoğunluktaki değişimdir. Mekanikten organik dayanışmaya geçiş toplumsal bilincin gücünde önemli bir düşüşü de beraberinde getirmiştir. Bunun bir diğer göstergesi cezalandırıcı hukuktan onarıcı hukuka geçiştir. Organik dayanışmaya ve onun zayıf kolektif bilincine has sorunsalı-patolojisinden biri anomidir. Durkheim’ın sosyoloji literatürüne kazandırdığı önemli terimlerden biridir anomi. Anomi kural tanımazlık ya da toplumun temel değerlerine belirsiz kalan anlamına gelen bir olgudur. (Sezer, B. 2015: 36). Durkheim’in çalışmaları sosyolojik gelişmeye katkı açısından bakıldığında özellikle modern sosyolojiye olan katkıları çoktur. Yine de toplumsal olguların nesne gibi ele alınması yönündeki bulgusu hümanist olmadığı görüşüyle de eleştirilir. (Suğur, S. 2015:41)

Max Weber Sosyolojisi
             Max Weber, Durkheim gibi sosyolojik düşünce tarihinde, sosyolojinin bağımsız bir sosyal bilim olarak gelişimine önemli katkılar sunmuştur. Weber, toplumu bireylerden bağımsız olarak nesnelere benzeyen birer gerçeklik olarak ele alınması gerektiğini söyler. Bu yüzdende anti-hümanist olarak eleştirilir.  Weber pozitivizmden farklı olan ve ona eleştirel bakan sosyolojik yaklaşım benimser. Weber analizinde toplumsal eylemi ve etkileşimi merkezine almaktadır. Düşünebilme yetisine sahip olan insan, toplumsalda başkasının düşüncelerine ve tepkilerini hesaba katarak eyler, düşünür. Bu yüzden kültürel bir varlıktır insan der. Bu kolektif eylemi sağlayan en önemli faktörlerden biri de eyleme atfedilen değer, anlamdır. Bu nedenlede insan eylemi ‘’toplumsaldır’’ der. Sosyoloji tarihi ve literatüründe Weber toplumsal eylem, yorumlayıcı veya anlayıcı sosyoloji olarak da bilinir. Weber toplum analizinde toplumsal eylemleri, ilişkileri ve oluşumları kategorize ederek tipleştirir. Eylemi analiz etmek için dört toplumsal eylemden söz eder: Geleneksel, duygusal, değerle ilişkili akılcı ve amaçsal akılcı olarak dört eylem tipi. Toplumsal oluşumda ise otorite örgüt tiplerini de kategorilere ayırır: Geleneksel otorite, karizmatik otorite ve yasal-ussal otorite olmak üzere üç otorite-örgüt biçiminden bahseder. Weber sosyolojide bir ilk olarak, din sosyolojide diyebileceğimiz Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu adlı metinde, düşünsel ve dinsel nitelikteki faktörlerin kapitalist ekonomik sistemi nasıl doğurduğunu açıklar. Pek çok ülkede din olgusunun toplumsal değişimi engelleyici rolünü sahip olduğunu gördüğümüzde Weber’in endüstriyel kapitalizmin gelişiminde dinsel faktörlü düşüncenin önemli rolü oynadığını öne sürmesinden dolayı eleştirilmiştir. Bununla beraber Weber’in sosyolojik analiz için geliştirdiği ideal tipler günümüz toplumlarındaki modern örgüt yapılarını anlamada önemli bir katkı sunmuştur. (Suğur, S. 2015:39).

Marx, Durkheim, Weber Sosyolojik Analizlerinin Birbirleriyle Olan İlişkisi ve Farkları

       Marx sosyoloji analizini ekonomi merkezli bir perspektifte analiz ettiği  ve tarihin materyalist açıdan kavranışında ekonomik faktörlere aşırı derecede önem vermesi nedeniyle Weber gibi bazı sosyologlar tarafından eleştirilir. Aynı zamanda çelişkilerle dolu olduğunu söylediği son sınıflı toplum aşaması kapitalizmin sonunun bir türlü gelmemesi de halen günümüzde eleştirilen bir konudur. Weber tarihsel ve toplumsal değişimde yalnızca ekonomik faktörleri değil ekonomik olmayan pek çok faktörü de hesaba katarak sosyolojik analizini yapar bu yüzden çoğulcu (plüralist) bir yaklaşımı benimser. Marx gibi Weber de toplumun farklı çıkarlara sahip gruplara ve sınıflara bölündüğünü savunuyordu. Fakat Marx’ın ekonomik temelli sınıfsal bölünme argümanından farklı olarak Weber; saygınlık temelli statü grupları arasındaki bölünmeler ile güç (otorite) temelinde kurulan partiler ve benzeri oluşumlar arasındaki bölünmelere dikkat çekiyordu.

Max Weber Batı’nın rasyonelleşmesinde ki rolünü irdeler. Protestan ahlakı Weber’e göre kapitalizmin ruhunun doğmasında ki ana etken ve Batı’nın yükselişinin nedenidir. Marx ise dinin bir afyon olduğunu söyler. (Marx, K. 1997:191-192). Marx’ta iki temel sınıf varken Weber’in kuramında otorite tipleri vardır. Marx sınıfsal bilince ve topluma önem verirken, Weber toplumu bireylerden bağımsız olarak nesenelere benzeyen bir gerçeklik olarak ele alır. ( Suğur, S. 2015:41). Durkheim’ in kuramı bu isimlerin ortaya attığı kuramlardan çok farklıdır.  O sosyolojide işlevselci de olarak anılan yapısalcılığın temsilcilerindendir. Onun bir sosyolog olarak önemi sosyolojinin nesnesinin ne olduğu sorusunu sormasındandır. (Suğur, S. 2015:39-42).
Sonuç

         Klasik sosyologlardan Karl Marx, Emile Durkheim ve Max Weber’in sosyolojik analizlerinin ve kuramlarının kısaca anlatıldığı birbirleriyle benzeştikleri ve farklılıklarını gördüğümüz bu makalede her sosyoloğun temel aldığı birtakım faktörler, parametreler mevcuttu. Marx’ın ekonomik ve sınıfsal çatışma faktörleriyle kurduğu ve analiz ettiği sosyolojik düşünce, sosyoloji tarihi ve literatüründe çok önemli bir yer edinmiştir. Aynı şekilde Max Weber de din sosyolojisi bağlamında bir ilk niteliği taşıyan çalışmalarıyla sosyolojinin bağımsız bir bilim olması yolunda katkı vermiştir. Emile Durkheim 18.yüzyılda sosyolojinin bağımsız bir bilim dalı olması yolundaki önemli çalışmaları, toplumsal bilimlere armağan ettiği çalışmaların yöntemselliği nedeniyle sosyolojinin kurucularından sayılan ‘’sosyoloji’’ tarihinin en önemli sosyologlardan biri olmuştur.

KAYNAKÇA

Sezer, B. 2015. Sosyolojinin Ana Başlıkları. İstanbul: Doğu Kitabevi

Suğur, S. 2015. Sosyolojide Temel Yaklaşımlar. Sosyolojiye Giriş (edt. N. Suğur). Eskişehir: Açıköğretim Fakültesi Yayınları

Karl Marx. Hegel’in Hukuk Felsefesi’nin Eleştirisine Katkı. Giriş. (Çev. Kenan Somer). Karl Marx. Hegel’in Hukuk Felsefesi’nin Eleştirisi içinde. Ankara, 1997: Sol Yayınları. S. 191-209.

Berberoğlu, B. 2012. Sosyal Teoriye Giriş. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yay.

Yalnız akış var beni devindiren, beni yolcu yapan bu dikenli yol üstünde. Bir tanım yok adımın altında, bu adın altında yatan gerçeğin peşindeyim lakin bulunacak ve tamamlanacak bir şey değil bu; beni ben yapan doğrular ve gerçek diyemeyeceğim gerçekler...

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: