Koli Koli Kemiklerim*

Evimizin önündeki beton yolun sağında, boylu boyunca uzanıyordum. Annem kırkıma mevlit okuturken, benim etim kemiklerimden ayrılıyordu. Üzerimde otlar bitmiş, ortancalar teneke kutulara dikilmişti.  Karnımın patladığı gün dışarıya ses gitmiş miydi, bilmem. O gün babam boyasız ayakkabılarını giydikten sonra, başucumdaki taşlara şöyle bir baktı. Gözünde belli belirsiz bir keder vardı. Yanıma gelecek sandım. Birkaç dakika sonra ellerini, ağzına götürüp nefesiyle ısıttıktan sonra yürümeye başladı. Birazdan fabrikada ustabaşı önlüğünü giyecek, ne kadar kalender bir adam olduğundan söz ettirecekti.

Evimizde mukabele okunduğu ay, rahmim çürüdü. Adım unutuldu, toprağa karıştım. İki yıl boyunca annem pencere kenarında elinde tespih, yattığım yere Fatihalar savurdu. Beni boğazlayan dayım, 11 kere hızlı adımlarla evimize girip çıktı. Annem arkasından su döktü. Oğlum, resim defterini 7 kere evde unuttu. Postacı, kâğıtları duvardan fırlattı. Zeliha’nın parmağı kapıya sıkıştı.  Kediler üstüme işedi. Ahmet, gizlice sigara içti. Cinci Mukaddes, babama 28 defa kurşun döktü.

23’ümden sonra yaşamadım. Dayımın parmak izleri boğazımda, öfkeli gözleri yüzümde kaldı. Göz önünde olmama dayanamazlardı, kayboldum. Onlara göre suçluydum. Evlenmiş, birkaç sene sonra da yanımda bir çocukla eve geri dönmüştüm. Sonrasını bilirsiniz.

‘’Eve neden geç geldin, öl!’’

‘’Sen dulsun; hareketlerine dikkat et, yoksa öl!’’

‘’Piçine sahip çık, öl!’’

‘’Babanaabineamcanadayına karşı gelme, öl!’’

Bir gün, kemiklerim kolilere bölüştürüldü. Yeni taşındığımız evin kilerine konuldu. Annem, yanıma gelirken abdest alırdı. Hem ağlar hem de onu affetmem için yalvarırdı. Bir taraftan da, dua okuyacak bir mezarım olmadığı için yazıklanırdı. Oysa diğerlerinin yanında susar, beni boğazlayan kardeşini kollardı. Belki de bu, kadın olmanın başka bir yazgısıydı.

Kimin aklıma geldi bilmem, 21 yıl sonra polisler buldu beni. Annem sinir krizi geçirerek kendini yere attı. Babam, dayıma küfretti. Ben, gün ışığı gördüm. Onlar, biraz yatıp çıktılar.  Yoktular. Hiç olmadılar. Ben, koli koli kemiklerimle vardım.

Bu öykü, dayısı tarafından öldürülen ve kemikleri 21 yıl boyunca saklanan Aynur için yazılmıştır.

1988 yılında Çorlu'da doğdu. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji mezunu. Okur,düşler,yazar,izler. Sabahattin Ali'nin şu cümlesini tekrarlar:''Ben dünyadan ziyade kafamın içinde yaşayan bir insanım.''

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: