‘’Kuşlar Yasına Gider’’

‘’Zaten o yıllarda burnumuzun ucunda gezinen bir mazot kokusuydu babam, kulağımızda çınlayan uzak bir motor sesiydi ve az evvel dediğim gibi, gitti mi gelmek bilmezdi bir türlü.’’

Ben bazı sanat eserleri karşısında ne yapacağımı şaşırırım. Bazen öyle çok heyecanlanırım ki; o kitabı herkesin okumasını, o filmi herkesin izlemesini isterim. Borges’in ‘’Alef’’ kitabını okuduğumda söz gelimi, büyülenmiştim. Yıllar önce Hasan Ali Toptaş’ı okuduğumda da aynı hisse kapıldım. Takip edebileceğim yeni bir yazar keşfetmenin mutluluğu içindeydim.

‘’Ben Şehrazat ile Beckett’ın evliliğinden doğdum,’’ der Hasan Ali.
Hikaye anlatıcılığını annesinden, suskunluğunu ise babasından aldığını söyler, bu güzide yazarımız.
O susuşlar ki; kelime olara yakalar bizi, şöyle bir sallayıp yalnızlık olarak dağıtır kentin dört bir yanına. Var oluş ve yok oluş, aynı anda salınıverir o kendiliğinden oluşuvermiş gibi duran uzun cümlelerin arasında. Aynı anda birçok hayat dolaşır, olasılıklar arasında gezinip durursunuz.

İtiraf etmeliyim, Hasan Ali’nin son romanı ‘’Kuşlar Yasına Gider’’i okuduğumda kitabın dilini yadırgadım önce. Zamanın, mekanın, karakterlerin kaygan bir zeminde dolaştığı o büyülü anlatımı aradı gözlerim. Kasabaların içinden bize yavaş yavaş üfleyen bu yazar daha yakıcı, daha gerçekçi bir hikâye seçmişti bu kez. Sayfaları çevirdikçe, yazarın ışıldayan Türkçesine kaptırdım kendimi. Yeri geldi Ege ağzıyla kurulan diyaloglara, yerel deyişlere gülümsedim. Yeri geldi roman kahramanımızın yolda dinlediği türküleri dinlemek istedim. Kitabın sonuna geldiğimde ise, boğazım düğümlendi.

Ankara’da yaşayan bir yazarın, Ege kasabasında yaşayan babasının hastalığı süresince yaşadıklarını konu ediyor kitap. Yazar; babasını kah Ankara’ya götürüyor, kah doğduğu kasabada buluyor kendini. Hasan Ali, yazarın kendi arabası ile yaptığı yolculuklarını anlatırken tekrara başvuruyor, geçtiği yolları detaylıca anlatıyor. Hasan Ali’nin anlatımdaki ustalığı nedeniyle bu kısımlar, sıkıcı olmaktan kurtuluyor.

Kitap zaman zaman, yazarın kızı ve karısı ile olan ilişkisine de değiniyor. Ama yazarın hayatı, kitabın odak noktasını oluşturmuyor. Yazarın çocukluğu, kimi zaman ona göz kırpıyor. Babası hayatında bir görünüp bir kaybolsa da, yazar buna isyan etmiyor, babasını yargılamıyor. Olayları tüm yalınlığıyla, annesinin tevekkülü gibi sakince, suyun akışındaki olağanlıkla anlatıyor.

Bu, bir baba-oğul çatışmasının hikayesi değil.
Bu bir yol hikayesi değil.
‘’Kuşlar Yasına Gider;’’ uzun bekleyişlerin, sabrın, sevginin romanı.

1988 yılında Çorlu'da doğdu. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji mezunu. Okur,düşler,yazar,izler. Sabahattin Ali'nin şu cümlesini tekrarlar:''Ben dünyadan ziyade kafamın içinde yaşayan bir insanım.''

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: