Mesai

 

Kapımı kapatsam, tozlardan korunabilir miyim? Bilemiyorum, ayağımın dibine dikilen merdivenlerden,kimler nereye çıkıyor? Öyleyim ki ellerim üşüyor, gözlerim nedensiz bir şekilde ateşlere yanaşıyor. Bir sigara yakıyorum ve çıkıyorum kapının önüne. Biri geçiyor sonra. Sadece orada olduğum için, sadece orada öylece dikildiğim için, sadece orada hesapsız bir fazlalığı doldurduğum için, bana selam veriyor. Gözlüklerimi takmayı unutmadığımda daha ciddi, daha makul,daha mutedil yeniliyorum. Ve nasılsa hep üşüdüğüm, hep başkası adına beklediğim duraklarda, bir gitme ihtimalinin altında titriyorum. Kimin omzuna başımı koysam, boyum kısa kalıyor. Çok uzak geliyor, gidecek birinin kelimelerine yetişmek. İçimdeki bana benzeyen o kişiye, geç kalacağımı haber verecek teçhizatım yok. Bugün anneme  beni sabah namazına kaldırmasına gerek kalmadığını söyledim. Yanacaksam, incineceksem, utanacaksam en azından yalansız yerinden olsun istiyorum. Yarım bırakılmış bir iş miyim neyim ben? Gelip geçenlerin ayağına takılıyorum. Oysaki hiç dizleri kanamıyor onların.Olacak olan tek şey, ağızlarının kenarında patlayan bir tiksinme. Sonra baştan savma bir mutfak tezgahı,sıvası dökülmüş duvarlar ve bayat çay küfü…

‘’Çaylar ne ara dört oldu?’’

Artık bazı tebessümlerim ücrete tabii. İçilecek ne varsa ayağa götürülen, bilmiyorlar ki,dökülecek olan sadece benim. Ve alnımı mıhlayan otobüs durakları. Sırtımdan sarılınsam mesela, daha az yıkılabilir miyim? Belediyeler insan yıkıntılarını toplamakta aciz.

‘’Ne arzu ederdiniz?’’

Gerçekten ne arzu ederdiniz? Siz söyleyin, bana sormayın. Yoksa, bakarsınız içinde bir yer oynamış olur dünyanın. Dalıp gidersiniz sonra, boğulmayı bile beceremezsiniz. Kulaklarınızı kapayın, ben duymakla mükellefim.Ya bir mağara,ya da bir mutfak. Ellerimde yudum izleri var. Islak, ıpıslak köpüklü bir suda,vana boşluğundan akıp gidiyorlar.Bakarsınız büyütürüm işleri,bu gitmeyle bile gücenebilirim.

‘’Bu kitap kaç para?’’

Bilemem. Şöyle uzun bir bekleyiş, kalkamayacağın kadar küçük bir düşüş, tedirginlik, uykusuzluk, anımsanması pek bir zor ardından bir bakış,dalgınlık,dalgınlık,dalgınlık olabilir mi mesela?

‘’Beş lira verirseniz yeter’’

Bazı harfler parmak uçlarımı ezip geçiyor. Yığıldığım yerden bakıyorum onlara. Bir harf doğurmanın, cennetlik bir lütfü yok ayaklarıma. Yediğim tokada inanasım gelmiyor ama ne yazık ki, ayetlerle fazla meşgul biriyim ben. Rica etsem gidip beni alır mısın, oradan? O bilmez buraları, kaybolur sonra.

‘’Biz kaç çay içmiştik?’’

Bilemiyorum. Aklımda başka sorular, balkonumda kirama dahil kurumuş çiçekler var. Ölecek olsam mesela,annem yine de ‘’terliklerini giy’’ der mi?.Anneler,çocuklarının ilk neresinden öleceğini biliyor olmalı. Rab’imin de bildiği şeyler var. Gördüğüm yerlere bir Cebrail konmuyor. Bakışın abdesti olsaydı alırdım.

’’Tutmadım hesabını?’’

İyi yazıyormuşum, öyle diyorlar. Kötü yaşıyorum oysaki. Bileklerime, bakmaktan çok önce vazgeçtim. Bazı yerlere tarih atmak, unutturuyor böyle şeyleri ya da babamla aynı yerden yaralanabilirdim oysa ki. Ama bıçağı görünce, ardına saklanmayı seçtim ben. Ben incinmişim gibi bağırmak, bak öğrendim bunlarla da başımın okşanabileceğini. Fazla paranoyağım,evet. Üstesinden gelemiyorum. İnandığım bazı peygamberler, maktul iken, bu çok zor.

’’Sen ne yazıyorsun?’’

Punduna getirip bir ülke satmışlar bana. Hiçbir memura umut vermiyorum ama, nasıl oluyorsa, çoğunda gizli fotoğraflarım var. Önümden askeri geçişler oldukça, kaburgamda ki namazım bozuluyor. Kazası yok bu namazın. Bilakis, cinayete teşebbüs. Bir şiir doğrultsam suratlarına, böyle yaparak tehdit etsem mesela, etleri cezp etmeyecek ki biliyorum. Ama nasılsa, babamın sakalları çoğu yerinden vurulurdu.

‘’Roman yazıyorum, bazı dergilerde de öykülerim yayımlanıyor’’

Beş lira verirseniz yeter gibi ezbere bir cevap. Milyonuncu kez verdiğim, içinde azından kibir bulunan bu laf, günden güne ağzımı yırtıyor. Sonra boşları topluyorum. Sanırım, artık bilsem iyi olacak; Dünya müdavimi olalım diye, masamıza ikram sunmuyor. Duymazlıktan gelsem de, damarımda ki bir ağız bana ‘’gel’’ diyor.

‘’Siz biraz bekleyin, ben parayı bozdurup geliyorum…”

 

 

Kasım Hasan ÜNAL

BU İÇERİK BİR KONUK YAZAR TARAFINDAN ÜRETİLMİŞTİR. Yayınlanmasını istediğiniz eserlerinizi yenipapirus@gmail.com ‘a göndermeniz gerekmektedir. Editör onayından geçen eserler Yeni Papirüs okurlarına sunulacaktır.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: