MODERN SANAT- 20. YÜZYILDA KİTABIM ÜZERİNE / ÖZKAN EROĞLU

Beş bölümden oluşan bu kitap, 20. yüzyıldaki modern sanata dair bir şeyler söylemek istiyor.
Söylemek istediğini kendine göre bir kataloglama mantığı içinde, ilgili zaman diliminin “modern” sanat ve sanatçı olguları üzerinden ele alırken, bir “20. yüzyılda Modern Sanatın Küçük Tarihi” (Kleine Geschichte der modernen Kunst des 20. Jahrhunderts) öneriyor.

 

Rönesans sonrasında sanat, önce Baroklaşıp, sonra da aşırı abartılı Rokoko üslubu ile karşı karşıya
kalmıştı. Bütün bunlarla sanatın bir yenilik ve değişiklik aradığı her halinden belliydi; nitekim yeni
klasikçi anlayış bu arayışa tam olarak cevap vermese de, bazı şeylerin görülmesini sağladı ve ardından 19. yüzyılla birlikte sanat yeni bir uyanışa tanık oldu; söz konusu uyanışta öznel boyut değer kazandı ve bu yüzyıldaki toplumsal değişimlerle beraber meseleyi destekledi.
Ortaçağ sanatının üstüne gelen Rönesans hem klasik, hem de modern bir uyanıştı. “Nesnel”
dokümanlarla hareket etmişti. Üzerine 17. yüzyılda öznellik geldi, sonra tekrar 18. yüzyılda nesnellik
yeni klasikçilik ile devam etti. 19. yüzyılda da bu kez “öznel” dokümanlar devreye girdi ve bu yüzyılda ortaya çıkan modern algıya romantizmin ciddi katkıları oldu. Aslında bu yüzyılda realizm de kendini belli etti, fakat buradaki realizm, öznellikle hareket ederek romantizm ile birlikte bir bileşime yöneldi, dolayısıyla natüralist bir bakış açısını ve onu en iyi temsil eden “Empresyonizm” akımının ortaya çıkmasını sağladı. Sonra bu akımın kendi içinde derinleşmesiyle birlikte, modern sanat çabalarındaki artış gözle görülür bir şekilde artmaya başladı. Böylece sanatta, “yeni”yi getiren konusundaki kilit noktayı “natüralizm” felsefesi oluşturmuş oldu. Sonuç olarak 15. ve 16. yüzyıllardaki natüralizmden sonra, bu kez de 19. yüzyıl natüralizmi bir başka modernizme daha neden oluyordu. Kitabın birinci bölümü “modern sanatın ayak sesleri (1750-1905)” olarak isimlendirildi ve bu konuları değerlendiren sanatı ortaya koyuyor. Sonrasında, 19. yüzyılın mimarî ve heykelini irdeleyen bir kısımla birinci bölüm sona eriyor. İkinci bölüm “modern sanatın yaygın estetikleri (1905-1945)” başlığını taşıyor. Burada Cézanne’ın geometri olgusuna bakışının bir uzantısı olan Kübizm, ardından Fütürist süreçle beraber, romantik çıkış olan Alman ekspresyonizmi, Fransız Fovizmi, yanı sıra simgesel, düşünsel gayretleri bünyesinde toplayarak dikkat çeken Dada hareketi ve bir başka gerçeklik boyutu olan Sürrealizme ve bunların öne çıkan sanatçılarına dikkat çekiliyor. 20. yüzyılın ilk yarısını meşgul eden bu gelişmelerin ışığında ve hazırladığı ortamla beraber; soyutlamacı sanatın, farklı dillerdeki irdeleniş şekillerine de değiniliyor.
Üçüncü bölümün başlığı; “Modern-Yakın Zamanda Sanat (1945-1980)”. Bu devrede modernliğin
bambaşka boyutlar kazandığını göreceğiz. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra sanatın merkezi Amerika ve ağırlık noktası da New York oldu. Merkezin Avrupa’dan Amerika’ya göç edişindeki temel ve en büyük nedenlerden biri savaşın yarattığı huzursuzluk ve özellikle Almanya başta olmak üzere Avrupa’da savaşı hazırlayan faşist uygulamalardı. Huzuru bulmayı amaçlayan bazı Avrupalı sanatçıların New York’a göç ederek, burayı güçlendirmesinin bir etkinlik olarak belirmesi; aynı zamanda bu şehirde bir sanat ortamı ve borsasının oluşmasını da sağladı. Amerika’nın göz bebeği olmasındaki etkenlerden bir diğeri de, kendi ikonlarını oluşturma çabaları; daha doğru bir söyleyişle ulusal sanatın güçlenmesini etkili şekilde destekleyen Amerika’nın gizli örgütlerinin bile işin içinde olduğu gayretlerdi ve bunlar da büyük pay sahibi olmuştur.*Avrupa’daki yaratıcı sanatın Amerika’ya taşınmasında özellikle bir sanat eğitimcisi de olan Alman Hans Hofmann başta olmak üzere, başka sanatçıların da katkıları olmuş, bazı eleştirmenlere göre

Hofmann, savaş öncesinde rakipsiz olan Matisse renkçiliğini, Amerika’ya Matisse’den bile daha iyi
aktarmıştır. Yanı sıra Duchamp da Dada’nın New York ayağında önemli işler yapmıştır.
Özellikle 1960’larda Amerika’da Pop Art, Op Art, Hiperrealizm, Minimalizm ve hemen peşinden tümkavramsal sanat atakları, dünya üzerinde büyük bir dalgalanma yaratarak güçlü bir etkiyle ortaya çıktılar. Sonunda Amerika’da sanat ve sanatçı, adeta bir ikon pozisyonuna iyice kavuştu. Özellikle 1940 sonrasında “Action Painting” mantığının Jackson Pollock’la Amerika’da dikkatçekmesi önemli bir gelişme olarak gözükmüştü. Fakat mesela Action Painting’in önünü açan da aslında Pollock değil, az önce söz ettiğimiz Avrupa’da büyük bir sanat eğitimcisi, Amerika’da ise etkili bir soyuta eğilimli sanatçı olan Hofmann olmasına rağmen, bazı başka siyasetlerin devreye girmesiyle ve mal etme yarışından ötürü, bugün Action Painting’in yaratıcısı Pollock olarak bilinir ve gösterilir. Neyse söz konusu Amerika olunca, bu tip örneklerin ardı arkası kesilmeyecektir.
Kıta Avrupası’nda da eller boş kalmaz, yeni bir figür sorgulaması hiç durmadan devam eder. Bunların belki de en büyük temsilcilerinden biri olarak Francis Bacon dikkat çeker. Simgesel bir dil bağlamında Bacon, Dubuffet gibi isimler Kıta Avrupası’nda boy gösterir. Yanı sıra birçok üslup ve eğilim de kısa aralıklarla gündeme gelmeye devam eder.
Dördüncü bölüm başlığı; “modernizmin sonu (1980-2000)”. 1980’lerden itibaren postmodernist
eğilimlerin ortaya çıkışıyla beraber modernizmin farklı bir boyut ve dil kazanması, şekil değiştirmesi
başka bir olaydır. Özellikle 1950 sonrasında üç boyutlu plastik-heykel sanatı, ressamların elinden
kurtulmuş ve heykeltıraş kimliklerin eline geçmişti. Mimaride ilginç tasarımlara başvurulmaya
başlanmıştı. Tabi modern sanatın çağdaş boyutları açısından en önemlisi, sanatı etkileyen başka
faktörlerin de gündeme gelmesiydi. Örneğin sanat galerileri çoğalmış ve bunların yönetimleri önem
arz etmeye ve yön belirlemeye başlamıştı. Sanatçı ise çok farklı bir konuma ulaşmıştı. Küratör kavramı sanat ortamındaki yerini iyice sağlamlaştırmış; artık hemen neredeyse her serginin küratörü olmaya başlamıştı. Koleksiyonörlerin sayısında ciddi bir artış gözlenmiş, eleştirmenin durumu da sorgulanır hale gelmiş ve artık sanatın, yüzyılın ikinci yarısında büyük bir borsası oluşmuştur. Bu devrede sanatın içinin boşalma konusu hızla kendini belli etmiş, yaratıcı sanat ve yapıtı mumla aranır olmuştur. Bir hatırlatma olarak bu ve beşinci devreyle ilgili, dilimize “Bunu ben de yaparım!” ismiyle çevrilen kitabı okurlarımıza tavsiye ederiz. Zira bu kitapta çağdaş batı sanatının tekçi ve kötücül bakış açılarına dayalı absürtlüklerini zevkle okuyacaksınızdır.
Beşinci bölüm başlığı ise “günümüzde sanat (2000 sonrası)”dır. Bu bölümde, özellikle günümüz resim ve heykel eğilimleri temel başlık ve örneklerle irdelenecek. Bu bölümün hemen başında sanat yazarı Rudolf Zeichen ile sanat felsefecisi Martin Gnemann arasındaki ilginç röportajı vererek, günümüzdeki sanat üzerinde düşünmeye davet edeceğiz.
“Sanatın sonu geldi” veya “sanat öldü” diyenlerin de sayısında artış gözlenirken, “eleştiri ve
eleştirmen olguları da önemini yitirdi”; ya da “kapitale teslim oldu” vb yargılar da günümüzdeki
sanatta dikkati artık iyice çekmekte. Sanat yayınlarında, internetin de desteğiyle büyük gelişmeler
olmuş, fakat sonuç olarak sanatta bir iç boşalması, gittikçe kalitesinden ödün verdiğine dair yoğun
sinyaller artarak devam etmektedir. Evet, günümüzdeki sanat bir yozlaşmaya uğramış ve her
zamankinden daha çok, gerçek ve yaratıcı sanatı bulma adına dikkatli bir eleştiriyle ayıklamaya çok
ihtiyaç vardır.
Kitabın genel amacı ve kapsamında ele alınan sanatçılar, 20. yüzyılın modern sanat algısını
oluşturarak, söz konusu algıyı derinden etkileyen sanatçılardır. Bu sanatçıların en derin iz bırakanları,
en kapsamlı şekilde ele alınmaya çalışılmıştır. Genişçe ele alınan sanatçılar, zaman dilimlerinin hem
modern, hem de kalıcı isimleri olarak gözükenleri olarak yorumlanmıştır. Günümüze yaklaştıkça eğilim veya üslup konusunun daha çok dikkat çektiği görülecektir. Çünkü bizce son yıllarda kişilerden çok, olaylar daha ön planda yer almakta ve sanat, ancak sansasyon ile birlikte var olabilmektedir. Artık günümüzde ölüp ölmemesinden öte içi boşalan sanatta “yaratıcı sanatçı” bulmak oldukça zorlaşmış, neredeyse olanaksız hale gelmiş durumdadır.

Özkan Eroğlu


* Bkz. Serge Guilbaut, New York Modern Sanat Düşüncesini Nasıl Çaldı, İstanbul, Sel Yayıncılık, 2009, Çev. E. Gökteke.
ozkan@ozkaneroglu.com http://www.ozkaneroglu.com/

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: