Müdrike Komşular ve Kelimeler

Nimet, fabrikadaki yemekten zehirlendiğinden beri pek halsizdi. Günlerdir yataktan çıkmamış, çocukları da annesine göndermişti. Zil çaldığında, midesini tutarak ayağa kalktı. Asude ile Müdrike ‘’geçmiş olsun’’ ya geleceklerdi. Yavaş hareketlerle kapıyı açtı. Kapıdan ilk giren Asude oldu:

-Geçmiş olsun komşucuğum, nasıl oldun, diyerek koltuğa oturdu.

Omuzlarına attığı hırkasını tek eliyle çıkarıp bacak bacak üstüne attı. Müdrike, rahatsızlık vermekten korkar gibi bir süre ayakta dikildikten sonra tekli koltuğun ucuna ilişiverdi. ‘’Geçmiş olsun Nimet, daha iyisin ya,’’ dedi elindeki bisküvi ve meyve suyunu uzatırken.

Nimet yerine geçtikten sonra anlatmaya başladı. ‘’Nasıl olayım komşular, bizim yemekhanede tarihi geçmiş tavuklar varmış. Aşçı kadın da nimet ziyan edilir mi, bir şeycik olmaz, diye patates yemeğinin içine katmış tavukları. Bütün fabrika, telef olduk. İçim dışıma çıktı kaç gündür. İğneler, serumlar… Kusura bakmazsanız ben uzanıyorum.’’

Müdrike,’’ olur şey değil doğrusu cık cık cık’’ derken, Asude kahve yapmak için mutfağa yöneldi.

-Sen nasılsın Müdrike, nasıl gidiyor roman yazma işi?

Asude mutfaktan bağırdı:

-Sorma komşu, kelimelerle kafayı yedi bu kadın. Sosyetik karılara özendi, neymiş, kitap yazacakmış! O bilgisayarın başında oturup kim ne yapmış, nereye gitmiş diye takip etmekten hep bunlar.

-Aman Asude, fena mı işte, oyalanıyorum. Hem ne kötülük var işin doğrusunu öğrenmekte, haksız mıyım Nimet?

-Haklısın valla. İmreniyorum sana. Lisede ben de karalardım bir şeyler.

Asude elinde tepsi, kahvelerle salona girdi:

-Benim konuşmama da taktı. Her dediğimi düzeltiyor kadın. Neymiş, vasat ortalama değil de, orta demekmiş. Yıllardır yanlış kullanıyormuş herkes. Hıh, derdini seveyim.

Asude tam sigara yakacakken, Nimet’in katı kurallarını hatırladı. Hem kadıncağız bu haldeyken koku daha da katlanılmaz olurdu. Sigarasını yavaşça cebine geri koydu. Nimet doğruldu:

-A, bak, ben de yeni bir şey öğrendim sayenizde.

Kahvelerini yudumladılar. Müdrike atıldı:

-Biliyor musunuz, aval aval bakma denmez, doğrusu afal afaldır.

Başını daha da dikleştirerek koltuğa yayıldı.

-Anlaşıldı. Çenen açılmaya başladı senin. Kalk Müdrike, kalk da kadın dinlensin. Hem ziyaretin kısası makbuldür.

Kalktılar. Nimet komşularını uğurladı. Gülerek koltuğuna döndü, televizyon kumandasını aramaya başladı.

Müdrike hala konuşuyordu. Asude adımlarını hızlandırarak önden yürümeye başladı.

-Ziyaretin kısa olanı değil, kısası makbuldür. Hani deriz ya kısasa kısas. Hey, beni beklesene Asude!

1988 yılında Çorlu'da doğdu. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji mezunu. Okur,düşler,yazar,izler. Sabahattin Ali'nin şu cümlesini tekrarlar:''Ben dünyadan ziyade kafamın içinde yaşayan bir insanım.''

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: