Ne Öğreteyim Sizlere?

Ne öğreteyim sizlere? Yirmi yaşında içinizin boşalıp kavruk kalacağınızı, gelişmenizin en verimli çağında mahvolacağınızı ve acımasızca sıra malı olmaya zorlanacağınızı mı söyleyeyim?

İnsanlar Tanrı ve insanlık adına zehirli gaz, demir, barut ve ateşle birbirlerini boğazladıkça bütün öğrenim ve kültürün, bütün bilimlerin acı bir alaydan başka bir şey olmadığını mı anlatayım? Sizlere, bütün bu korkunç yıllarda temiz kalmış küçük yaratıklara ne öğretebilirim ben?

Ben sizlere ne öğretebilirim? El bombasının nasıl yakalanıp çekileceğini ve insanlara nasıl fırlatılacağını mı öğreteyim? Bir insanın nasıl süngüleneceğini mi, kürekle nasıl ikiye bölüneceğini mi göstereyim? Soluk alan göğüs, hayat taşan bir akciğer ve bir kalp gibi esrarlı mucizelere karşı bir namlunun nasıl doğrultulacağını mı anlatayım? Yoksa tetanosla nasıl kazık gibi olunacağını, parçalanmış bir bel kemiğinin ya da kafatasının ne hal alacağını mı anlatayım? Çevreye saçılan bir beynin, parçalanan kemiklerin ve dışarıya fırlayan bağırsakların görünüşünü mü anlatmalıyım sizlere? Yoksa karnından vurulanın nasıl inlediğini, ciğerden kurşun yiyenin nasıl da hırıltılı sesler çıkardığını ve başından yara alanın nasıl ıslık çalar gibi haykırdığını mı canlandırayım? Daha başka şeyler bilmiyorum. Daha fazlasını öğrenemedim.

Yoksa sizleri şu karşıdaki yeşilli grili haritanın önüne götürüp elimi üzerinde dolaştırarak “Sevgi işte burada boğazlandı” mı demeliyim? Ellerinizde tuttuğunuz şu kitapların tertemiz yüreklerinizi bir cümleler kargaşalığına ve sahte bilgiler engeline doğru çekecek tuzaklar olduğunu mu söylemeliyim?

Önünüzde duran lekeli ve suçlu insanın size şöyle yalvarması gerekiyor: Olduğunuz gibi kalın ve çocukluğun sıcacık ışığını nefret alevcikleriyle bozmayın. Alınlarınızın çevresinde tertemiz oluşun soluğu dolaşıyor. Ben bu halimle sizlere ne öğretebilirim ki? Benim ardımda geçmişin kanlı gölgeleri var hala. Bu durumda ben aranıza katılmayı nasıl göze alabilirim?

Bütün içerimin katılaştığını, taş kesilip sonra da küçük küçük parçalara ayrılacakmış gibi olduğunu sanıyorum. Ağır ağır sandalyeye bırakıyorum kendimi ve burada daha fazla kalamayacağımı kavrıyorum. Kendimi biraz olsun toplamaya çalışıyorum; ama beceremiyorum. Hiç bitmeyecekmiş gibi uzun gelen bir zaman sonra biraz açılıyorum. Ayağa kalkıyorum ve güçlükle:

“Çocuklar!” diyorum, “Evlerinize gidin. Bugün okul yok.”

Erich Maria Remarque

Not: Görsel Hegel’in Türkçeye ‘‘Mantık Bilimi “ olarak çevrilen “Wissenschaft der Logik” adlı eserinin ilk baskısının giriş sayfası /kapağıdır..

         Alena Lethe Sar

BU İÇERİK BİR KONUK YAZAR TARAFINDAN ÜRETİLMİŞTİR. Yayınlanmasını istediğiniz eserlerinizi yenipapirus@gmail.com ‘a göndermeniz gerekmektedir. Editör onayından geçen eserler Yeni Papirüs okurlarına sunulacaktır.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: