Nevruz Muştusu

   

Beklerdim akşam ğruplarında yeni bir seher vaktine dek ve içim yanarken sigaramın dumanında tüterdi aşkın yegane hurufu. Böyle bir hayat serüveninde akşam vakitlerini güneşle geçirirdim sensizlik diyarında. Güneşin ve onca insanın olduğu karanlık ve sessiz bir diyarda sabahlardım sensizlik ateşiyle. Ey gönlümün fedaisi yine sensiz geçti bir günüm daha, yine gamlandım şu kederistan bataklığında. Şikayetim derdime değildir, belki sensiz geçen şu ıstırap dolu hayatadır.

Ey gönül “bes” diye haykırsam, sesimi, çığlığımı dağa, taşa duyursam, bir deli-divane gibi çöllere dökülsem sevdanın ateşiyle nasıl bitap düştüğümü anlatmama kafi olur mu acaba? Mecnun gibi başımı alıp çöllere gidiyorum seni tahayyül etmediğim her lahza. Ferhat gibi dağları delmekteyim sensiz geçen her ölümsüz zaman diliminde.

Ey gönül bir gün sen de K’sız ve Ş’siz aşk ateşiyle yanarsan ve sevda mizanında ritim bozukluğu yaşarsan, anlarsın o zaman aşığın dünyasından bihaber olduğunu. Şu an maşuksun ey gönlümün biricik tek matlubu ve muştusu, bir gün aşık olmandan korkuyorum, olursan bir kelebek misali kül olursun mumun etrafında. Şu dertli gönlüm dayanamaz yok olmana ey muştusu ezelde verilen bihaber yârim.

Her gece seni düşledim rüyalarda ve her seher vakti senin tebessümünü tahayyül ettim sıcak ve ince bakışlarının arasında. Keman misali olan kaşlarına değen kirpiklerin bir ok gibi yüreğimin ta orta yerine saplanır. Cananı, candan öte aziz bildim şu ıssız, sensiz ve üstü açık ve dört tarafı kara bulutlarla kaplı olan dünyada. İşte, böyle bir dünyada her gün ölmekteyim yüreğime saplanan ok yarasıyla.

    Bir tebessümün için ömür boyu köle olmuşum ey yar-ı bihemta! Geride bıraktık hazan mevsimini, geride bıraktık son demler olan fasl-ı izafesini. Artık bahara doğru yol alırken gönlümüz bir kelebek gibi kozasından çıkmak için gün saymaktadır. Böyle bir mevsimde hem rindim, berduşum hem güzel bir yüze tapan süretperestim hem Yüce Yaratıcı’nın bir salih kuluyum hem de kelimelerin kendisini anlatmada kifayet etmediği bir maşukun dilbestesiyim.

    Yeni bir gün yaklaşmakta, yeni bir nevruz yaklaşmakta, yeni bir başlangıç ve hayat yaklaşmakta başkasına hiç aldırmadan. Böyle bir gün ve mevsim için beni yalnız bırakma. Hiç olmazsa dudaklarının kenarıyla tebessüm et. Şayet “dudaklarının kıvrımlarından cesaret bularak” gönül deryasına yelken açarım.

Ey gönül bu fasl-ı beyhudeyi de yaşayacağız. Bu mevsimde de sessiz olursun, yine gönlümün evi sessizlik orucuna başlar senin gibi. Ama aşka ve hayata olan inancımızdan dolayı asla ümidimizi kaybetmeyeceğiz. Çünkü insan ümitle yaşar, yok olup gitmeye ve pörsümeye yüz tutmuş olsak bile ulvi inancımızdan dolayı hep ümitli olacağız. Böyle bir hal üzere senin bir bakışın için kendi dünyamda mülteci ve esirim ve ta en derin hücrelerimle hissederim sensizliği.

Sana sevda diyarından sesleniyorum, duyabilir misin sesimi bütün yakınlığına rağmen. Her gece seni aradım, her gece sensizlik ateşiyle ölüp dirildim, ama bunların hiçbiri senin özlemini gidermeye yetmedi ince ruhlu ve hayatın anlamını üzerinde taşıyan muhacir çiçeğim. Seni, insanlığı var edenin adıyla sevmekteyim, seni, senden öte olan sen için sevmekteyim. Sana olan sevgimi kelimelere dökemeyişimin adıdır çaresizlik. Seni görünce kem küm etmemin adıdır sana olan mahcubiyetim.

Cümle sen olunca, isim sen olunca ve o yücelerden yüce olan varlığımızın esamisi sen olunca kalbimin istasyonlarında bir siren çalar ve sana “merhaba” diyebilmek için dilime bir frekans gönderir. Gönlümün ta en derin yerlerinden gelir harfler, ama dilde dolanıp kalır bir ip yumağı gibi. Göz ucuyla bile olsa tebessümün sadakasını verirsen belki dilimin bağı çözülecektir. Ama yine selam veremeden yanımdan seba rüzgarı gibi bütün endamınla esip gidersin ve sonumuz yine bir hicrana döner.

Yazıda geçen anlamı az bilinen kelimeler:

Nevruz: Yeni gün    

Muştu: Müjde        

Huruf: Harfler    

Kederistan: Gam, keder yeri

Bes: Yeter    

Lahza: An, zaman             

Matlup: İsteyen   

Yar-ı bihemta: Eşi olmayan sevgili       

Fasl-ı izafe: Fazla olan  mevsim

Rind: Avare ve başı boş gezen kişi        

Süretperest: Güzel yüze tapan

Dilbeste: Birine gönül bağlayan          

Fasl-ı beyhude: Boşa geçen zaman

Esami: İsimler

 

Hafız Şirazi'nin "Gönlü aşkla diri olan asla ölmez" sözünü kendisine rehber ettiğini düşünen biri...

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: