Nil Arıbaş

Sonra da “iyi ki öğretmen olmuşum” dedim.

 

           Geçen yaz, İngilizce öğretmenim Nil Arıbaş ile gittiğimiz Jehan Barbur konseri öncesi öğretmenlik ve edebiyat üzerine küçük bir röportaj yapmıştık. Benim çok ani bir karar alarak eğitimime yurtdışında devam etmem yüzünden yayınlama fırsatım olmadı, o yüzden bu röportajı şimdi yayınlıyoruz. Vakit ayırdığı için Nil öğretmene buradan bir kez daha teşekkür ederim.

 

  1. Ben sizi tanıyorum, ancak okurlarımız için kendinizi tanıtabilir misiniz?

 

           Tabii ki. Adım Nil, Nil Arıbaş. Ankaralıyım. 17 yıldır İngilizce öğretmeni olarak çalışıyorum. Öğretmenliği severek yaptığımı düşünüyorum, seviyorum. Özellikle lise öğretmenliğini çok seviyorum. Okuma yazma öğrendiğimden beri kitap okumayı seven bir insanım. Kitap ve müzik benim için çok önemli bir ikili. Altı buçuk yaşında bir oğlum var, hayatımın anlamı o. Kısaca böyle.

 

       2. Peki, çok klasik bir soru soracağım şimdi. Nasıl öğretmen oldunuz?

 

           İngilizce öğretmenliği okurken  “asla ama asla öğretmen olmayacağım” diyerek yola çıktım. Bu herhalde her o yaştaki insanın kafasından geçirdiği bir şey. Kimse “öğretmen olacağım” deyip okumaz genelde. Çevirmen falan olabilirim diye düşünüyordum, bir takım yayınevleriyle anlaşıp. Ama tabii bu bahsettiklerim 98-99 yılları civarı, üniversiteyi bitirme zamanlarım. Bilgisayar, internet o zamanlar çok yaygın değildi. O dünyayı kurmak da biraz zordu. Kafamdaki diğer bir nokta gazetecilikti. Bir ara TRT’ye gittim, okul bittikten sonra orada staj yaptım. Osman Ertan beni o zamanlar yeni başlayacak olan “Türkiye’nin Sesi” radyosu bölümüne yönlendirdi, orada çeviriler yapmaya başladım. Tabii bunlar adı üstünde staj, bir getirisi yoktu. Bu esnada hala kafamda “öğretmen olmayacağım” yankılanıyor. O dönemler kız kardeşimle birlikte halamda kalıyoruz, amacımız da ayrı eve çıkmak. Bir okulun önünden geçerken kız kardeşim CV’mi o okula bırakmamı istedi. İstemeye istemeye bıraktım ve sonunda hemen aradılar, ben de gittim. O dönem zümre başkanı Zafer hocaydı, o kadar babacan bir insandı ki, baba kız gibi bir ilişkimiz oldu ve onun verdiği motivasyonla 24 yaşında öğretmenliğe başladım. Bana lise sınıflarına derse gireceğim söylendi. İlk önce çok korktum, nasıl baş edeceğim gibi sorular vardı aklımda. Zafer hoca bana o kadar güvendi ve inandı ki, ben öğretmenliğe öyle başladım. Sonra da “iyi ki öğretmen olmuşum” dedim.

 

        3. Çocukların, gençlerin hayatlarına ışık tutmak nasıl bir his?

 

           Çocukların, gençlerin hayatına eğer ışık tutabiliyorsam (Ben bu noktada tabii ki tutuyorsunuz diye ekledim), bu çok büyük bir şey. Yüzlerce öğrencim oldu, ilk öğrencilerim evlenip çocuk sahibi oldu. Aralarından bazıları hayatına dokunduğumu söylediği zaman- sana anlatamam bu hissi- çok önemli bir şey. Evet ben İngilizce öğretmeniyim, onlara İngilizce öğretiyorum, ama onlara hayatla ilgili bir şey öğretebiliyorsam, iyi bir duruş öğretebiliyorsam, bu beni çok mutlu ediyor. Bir işe yaradığımı hissediyorum o zaman. Derste İngilizce benim için ikinci planda. Önceliğim iyi insan olmanız, bunu sizinle ilk dersimizde de söylemiştim hatırlarsan. Benim için çok tarifsiz, güzel bir duygu.

 

       4. Peki, o zaman da biraz edebiyata değinelim. En sevdiğiniz yerli şair kim?

 

           Sanırım Edip Cansever, Nazım Hikmet, Orhan Veli, Ataol Behramoğlu. Şiir çok değişik bir dünya, hani ben şiirden anlıyorum desem çok ayıp etmiş olurum.

 

         5. Sizin için edebiyat, ____________ ibaret

                        a) Felsefeden b) gururdan c) aşktan d) insandan

 

Galiba insandan ibaret. Ama hepsi de olabilir. Hayatım boyunca kitap okudum, çok da  severek okurum. Bu konularda ne kadar ahkam kesebilirim bilmiyorum. Kimi zaman edebiyat gerçekten felsefe olur, kimi zaman aşk olur, kimi zaman da gurur olur. Ama hepsinin temeli insanmış gibi geliyor, belki içinde felsefe ve aşk barındırdığı için.

 

       6. Biliyorsunuzdur ki şiirden bestelenmiş birçok şarkı var. Aralarından sevdiğiniz, ilk aklınıza gelenler hangileri?

 

          “Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim.” Tuna Kiremitçi ve Jehan Barbur’un yorumunun çok tatlı olduğunun düşünüyorum. MFÖ’nün ”Deliler” albümüne koydukları “geçiniz, geçiniz, üstelik tam zamanında geldiniz,” Edip Cansever şiiri. Sen deyince aklıma ilk bunlar geldi. Sessiz Gemi, Zülfü Livaneli’nin Sus Söyleme’si.

 

         7. Siz hem bir eş, hem bir öğretmen hem de bir annesiniz. Bir yol gösterici olarak bana ve okurlarımıza verebileceğiniz önemli bir hayat tavsiyesi var mı?     

 

        Hayatta hep sakin olmak gerekir diye düşünüyorum, tez canlı, aceleci olmamak gerekir. Aslında ben tavsiyelere de çok fazla inanmıyorum. Çünkü, -atıyorum- ben sana ne tavsiye verirsem vereyim, o senin hayatın, senin öykün, senin hikayen ve benim tavsiyelerime veya yaşanmışlıklarıma göre yaşayamayacaksın, maalesef bu oğlum için de geçerli. Oğlumu ve öğrencilerimi korumakla yükümlüyüm ama benim verdiğim tavsiyelerden ziyade sizin o yolu bulmanız gerekecektir. Ama tabii ki tehlikeli yollara girmemeniz için elimden geleni yaparım, her zaman yapacağım da. Bu oğlum için de geçerli, sizin için de geçerli. Ben ne kadar tavsiye verirsem vereyim, onu dinlersiniz veya dinlemezsiniz, ki genellikle de dinlemezsiniz, hepiniz için bu böyledir. Çünkü yaşayıp görmek diye bir şey vardır. Ben de vakti zamanında belki annemin ya da değer verdiklerimin tavsiyelerini şöyle bir dinlemişimdir ama kendi bildiğimi yapmışımdır çünkü kendi yolunu bulmak diye bir şey var. Bu senin yolculuğun, bu senin hikayen. Bana sorduğunda fikrimi söylerim ama yolunu kendin bulman gerekir diye düşünüyorum.

 

Jasmin Aslı AKALIN

BU İÇERİK BİR KONUK YAZAR TARAFINDAN ÜRETİLMİŞTİR. Yayınlanmasını istediğiniz eserlerinizi yenipapirus@gmail.com ‘a göndermeniz gerekmektedir. Editör onayından geçen eserler Yeni Papirüs okurlarına sunulacaktır.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: