Oluşun Konçertosu

senin Beni algıladığın gözlerin, yalazlamış tenimi

ve küllerim bile kalmadan geride soluduğun havaya yükselmiş itaatsiz ruhum, düşmek adına yüzünün elmacığına,

ruhunda topaklanırken, rahimsiz bir ağızla, eşeysiz bir doğurganlık gerçekleştiriyorum, omurgandan bitip omurgamı flüt yaparken ağzına,

çıkan her ses, imha ediyor ağızda öğütülen çaresiz kavramlar dizisini

usça anlaşılmaz fakat tence duyumsanan binbir farklılıkla, çoşkuyla karşılayacağım bir özlem oluyorsun düşüncede

ve rüyalarımda yüzümle oyuyorum göğüslerini göğüs kafesindeki nefes olmak uğruna!

yokluğundur kaynağım, varlığın sığmıyor ete. Seni yoktan var eden ben, beni varken yok eden sen

ırmaklar akar, engin şekilsiz okyanusa dolunay ve böylelikle yitirir tüm tinsel öpücükler almış olduğun bedeni, dikili biçimleri…

Ah! Söylediklerim asla varmayacak söylemek istediklerime, beni kıydığım dilin ötesinde gör.

“kımıldayan bir perde gibi aralanır her notada sözlerin ve yay gibi gerilir sana doğru benliğim.”

işte, tüm metafizik kurguların akışını dalgalandırmaktasın, benliğimin içinde bir anafor bana senden varan, içine çekilmeye doyulmayan…

ne kadar akarsa aksın kafesten mürekkep, kavramlarımı sokacağı düzeni talan edeceğim: Tekleşen ‘uygar’ yapıyı, uyum içinde raks eden sistemi, uhrevi kutsal inançları ve organları irin tutmuş normları.

böylelikle yıkımın ritüeli ikimizin gizil hazzı olmaya devam edecek.

ben biricikliğimin mülkünü kasıklarından kasıklarıma akan bir bileşimle yeniden duyumsadım, başlangıcı ve sonu olmayan bir merkezsizlikte

…seviyorum öfkemin kudurgan patlamalarını, hadsiz taşkınlığımı, aşkın olmayan yaratıcı içselliğimi ve sürgüne yollanan sözcüklerle sana parçalı poetikler sunmayı,

sözlerin dışa kapanan değil soğuk, düz bir çizgiyle ilerleyen. Onlar sana oluşan, ulaşan sonrası yitendir.

Ben çıkmadım dışıma, Kendi-olana hep, yıktım sonra-olanı, tükettim.

içrem oluşlarla yeniden inşa edildi Baküsün şehvetiyle, esrik dansıyla,

sonlu bir Ben hakikatı fısıldadı: “kendini tanıdan” evvel kendini-Duy diye!

böylelikle sonsuz kere keşfedeceğim oluşlar yırtıldı avurtlarımdan,

bir yere dayanmadan omuzlarıma yükselen ben ve sen ayrı değilsin benden

sen öteki olansın dolunay içtepimin kaynağı, dürtülerimin tapınağı.

sen öyle bir ötekiliği temsil ediyorsun ki sana baktıkça ölüyorum, dirilircesine…

Uğurcan Kaçmaz

Yalnız akış var beni devindiren, beni yolcu yapan bu dikenli yol üstünde. Bir tanım yok adımın altında, bu adın altında yatan gerçeğin peşindeyim lakin bulunacak ve tamamlanacak bir şey değil bu; beni ben yapan doğrular ve gerçek diyemeyeceğim gerçekler...

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: