Papirüs Direnişi

 

Sahile vuran dalgaların sesiyle uyandı. Misler gibi uyumuştu komutan. Ayağa kalktı, bedenini esnetti, arkadaşlarını selamladı. Her şey bıraktığı gibiydi. Kamp alanından yükselen gülüşmeler ve çocukların tiz çığlıkları ona davetkar bir esinti gibi uğramıştı. Ağır ağır yürümeye başladı, denizin görkemli hüznünü ardına bırakırken.

Kamp Sorumlusu, çadırın girişinde karşıladı komutanı. “6 gün oldu, nihayet tam şarj olabildin,” dedi. Son yüzyılda yaşanan bilimsel devrimlerle ölümsüz kalmak adına insanlar yarı robota dönüşmüşlerdi, bedenlerinde bulunan çipin elektriksel beslenmeye ihtiyacı vardı ne var ki bir de et ve kemik yığını bu bedenlerin gıda ile de takviye edilmesi gerekliydi.

“Neyse ki sonbaharın bu günlerinde bile güneş görebiliyoruz, birliğin kuzey kolunda yaşayan dostlarımız savaşı noktalamak üzereler, bu nedenle yakında bize doğru göç başlar,” dedikten sonra kampta olan bitenleri sordu ve ayrıntılı bilgi aldı.

“Peki, şu Avarel ve Mikser’den ne haber? Var mı bilmem gereken bir şey?”

“Aynı, bıraktığın gibi, Birlik Sorumlusu bir iki güne mahkemeye çıkacak, savunmasına dair çeşitli söylentiler var ancak henüz elimize geçmedi. Gereğini yapacağına inancım tam.”

“İnanç mı? Bu işleri böyle mi yürüteceğiz artık, komik olma aslanım. Babalar gibi Birlik yanlılarının ilk fırsatta ‘bana bulaşmayın, çoluğum çocuğum var, hem kış geliyor şarjım biter, ben şahitlik bile yapamam,’ dediklerini bilirim. Artık kısasa kısas bir savaşın ortasındayız. Mikser ve başındaki Avarel’in ne kadar çirkinleşeceklerine dair bir fikrin yoksa 300 yıllık devrim tarihimize bir bakmanı isterim”

Birlik Yurdu, 300 yıl önce yaşanan büyük savaşlarla kurulmuştu. Birlik vatandaşları içerisinde yaşanan küçük ayrılıklar gün geçtikçe pekişti ve verilen ödünler Yurdu yeni bir karmaşanın eşiğine getirdi. Avarel gibi yetersizlerin sırtından yükselen yıkımın belirtileri her fırsatta ortaya çıksa da işlerin buraya kadar gelebileceğini yetkililer göremedi. Bugünse küçük gruplarla yaratılan direnişin sahipleri onları kendi taktıkları isimlerle çağırıyorlardı.

“Avarel göründüğünün aksine çaresiz ve zavallı bir insan. Ona acıyorum desem yalan olmaz. O, kendisine söylenen haricinde bir şey yapabilme potansiyeline sahip değil. Bu nedenle başı her sıkıştığında başkalarına koşar, asla inisiyatif koyamaz. Eğer bu da yetmezse ‘çok pişmanım, beni gaza getirdiler, bağışlayın, hakkınızı helal edin,’ der.”

“Edecek miyiz peki? Bin kere hayır,” dedi kılıfından çıkardığı bıçağı elinde gezdirirken. “Bunu onun bağırsaklarını deşmek için taşımak isterdim. Bize yaptıklarının ve ahmaklığının bedelini ödemeden helalleşecek miyiz? En ahmaklarından başlamamız gerek, onları durduracak şey bu, anlıyor musun? En çok korkan kimse, ilk onu indirmemiz gerek!”

“Bana kalırsa aynen böyle istiyor, helalleşmeyi bekliyor yani. Ne bileyim geçen günkü konuşmalarını dinledik, sızlanmalı bir pişmanlık tonuyla konuşuyordu.”

“Korkuyor da ondan. Ama yeterli değil, arkasına aldığı şu sefil rüzgârın gücü kesilir diye panikliyor. Neyse bunları toplantıda konuşuruz, bir saat sonra aşağıda buluşalım, yapacaklarımızı planlayalım,” dedi ve bıçağını yeniden kılıfına koydu.

İlerleyen yıllarda her şey hızla değişti, karşıtların görece zayıf olduğu dönemlerde kedi gibi mırlamalarının birer aldatmaca olduğu ortaya çıktığında Birlik Yurdu için artık geç kalınmıştı. Küçük milis gruplarıyla ortaya konulan karşı çıkış ise yine Yurt Vatandaşları içerisindeki işbirlikçiler nedeniyle zaman zaman sekteye uğruyordu. Yetersizler, Yurdun tüm imkanlarını ellerinde tutarken en temel ihtiyaç olan şarja bile ulaşmak vatandaşlar için artık zorun ötesinde bir yokluk dünyası yaratmıştı. Her yıl binlerce vatandaş şarj sorunu nedeniyle hayatlarını kaybediyordu. Üstüne bir de  açıkça beslenen çeteler, gariban çocuklarını öldürerek parçalarını “ikinci el insan malzemeleri” diye satıyorlardı.

 

Güneş batı yönündeki adacıkların ardından batmaya hazırlanırken Birlik Muhafızları nöbet değiştiriyorlardı. Yaklaşık yirmi metre karelik çadır içerisinde kamptaki yetkililer çoktan toplanmışlardı. Komutan iyice şarj olmuş her insan gibi dinç bir bedenle girdi çadıra. Aceleyle başladı konuşmasına:

Bildiğiniz gibi, Birlik Sorumlusu dostumuz/kardeşimiz onlara esir düştü. Birkaç güne kalmaz savunmasını isteyecekler. Savunmasını ne kadar iyi yaparsa yapsın biliyoruz ki hükmü zaten verilmiş. “Tüm insanların eşit olduğu” yalanı ortaya çıkmasın diye usulen alınacak olan bu savunma ne yazık ki onu kurtaramayacak. Asıl sorumlular olan Avarel, Mikser, Solucan, Yılan, Bunak gibi isimler asla ve asla cezalandırılmayacaklar. Üstelik yine biliyoruz ki bu isimler ilk fırsatta ödüllendirilecekler. Bin yıl önce yazılmış olan şiirde ne demişti Antik Dönemin o ünlü şairi “Bunlar engerekler ve çıyanlardır, bunlar aşımıza, ekmeğimize göz koyanlardır,”. Hazırlanın dostlar, aşımıza, şarjımıza göz koyanların hesabını soracağımız gün artık bir adım ötemizde…

Komutanın konuşmasını birlik içerisindeki askerlerin elde ettiği istihbaratların gösterimi takip etti. Uzun tartışmalar sonucunda yapılacaklar şekillenmeye başladı ve görev dağılımları yapıldı. Avarel ve ekibini gafil avlamak üzere kağıtlara işlenen görevler diğer kamplara gönderildi. Saldırı iki gün sonra sabah saatlerinde güneşin doğuşuyla başlayacaktı. İnsanların onuruna ve canına kast edenler yok edilene kadar bitmeyecek bir mücadele başlıyordu. Saldırıya “Papirüs Direnişi” adı konuldu. Artık uydu aracılığı ile yapılacak her türden haberleşme risk altındaydı. Birlik içindeki en güvenilir ulaklarla mektuplar birer birer diğer kamplara gönderilirken, “Her insan, her yerde kendi gücüyle direnmeli ya da Birliğe destek olmalı,” notu paylaşıldı.

Kamp Sorumlusu ve ekibi güneş doğmadan hemen önce Avarel’in evi önünde konumlanmışlardı. Avarel kapıdan çıktığı gibi alıkonuldu ve kampa getirildi. Aynı şeyi saatler içerisinde Mikser ve diğerleri de yaşadı. Birlik üyelerinin tahmin ettiği gibi esir düşen Birlik Sorumlusunun yaptığı savunma, yargı sürecine hiç mi hiç etki etmedi. Çok öncesinden kesilen cezası yüzüne karşı okundu ve ensesine işlenmiş olan çiple birlikte elektrik bataryaları da tamiri imkânsız bir hoyratlıkla söküldü. O artık bir ölümlüydü. Bedeni bu vahşi doğaya kaç yıl dayanır bilinmezdi. Sorumlu, bu dünyada artık yapayalnızdı. Onu hissedebilecek ya da koruyabilecek hiçbir şeyi kalmamıştı. Alıkonulduğu yüksek binadan ayrıldığında aksayan ayağıyla gözlerden uzaklaştı. Onun için yapılabilecekler bile bundan böyle onu ilgilendirmeyecekti. O, bomboş bir hayata sürülmüştü. Sürgündü artık.

Kamp alanındaki insanlar, uyuyan bedenlerin etrafında bir halka oluşturmuşlardı. Bunca yıkımın parçası olmuş bu sinsi kötülük şimdi önlerinde sere serpe uzanmış yatıyordu. Komutanın gelişiyle geriye doğru açılan kalabalık olacaklar için heyecanlıydı. Gençler en önde beklemekteydi, engereklerin uyanışını kaçırmak istemiyorlardı.

Komutan elinde tuttuğu kumandada birkaç tuşa bastı ve ardından engerekler uyanmaya başladı. Uyurken ki o masumluk sırayla silindi yüzlerinden. Yalan, iftira ve daha da önemlisi kendi nesline yaptıkları ihanet onların bakışlarını kirletmişti. Birlik üyelerinin aksine yalvaran pis gözlerle süzüyorlardı etraflarını. Fırsatını bulsalar pişman olduklarını söyleyeceklerdi ancak Birlik buna izin veremezdi. Konuşulması gerekenler yüzlerce yıl önce konuşulmuştu, artık sözün bir önemi kalmamıştı. “Bunak” isimli olanı uyanır uyanmaz çocuklarını anlatarak af dilemeyi denediği anda kalabalık içerisinden fırlayan bir kadın, ihtiyarın suratına keskin bir tekme savurdu. Kalabalık bu duruma aldırış etmediyse de engerekler çenelerini kapalı tutmaları gerektiğini anlamış oldular.

Komutan: Günaydın hepinize, suçlarınızı bir kez de yüzünüze karşı söylemek bizce gereksiz. Herkesin malumu olmuş böylesi bir konuda konuşmak bile yersiz. Bize, yani insan olma edimine ihanet ettiniz. Bu nedenle korkuyorsunuz, rahat olun, şu andan itibaren serbestsiniz. Kafanızın içindeki çiplerde bulunan iz sürücüler, kayıt ediciler ve bedavadan elde ettiğiniz ultra şarj bataryalarınız artık yok. Hepsi yandı, işlevini kaybetti. Kısa ömürlüler sınıfına hoş geldiniz. Bu halinizle öylesine sefilleştiniz ki artık kimsenin işine yaramazsınız. Şimdi canını seven defolup gitsin kampımızdan!

Komutanın sözleri henüz bitmemişken engerekler sürüsü yamaç yukarı kaçışmaya başladılar. Komutan, elinde tuttuğu kumandada yazılı olan soruya “Evet” yanıtını verdi. Soru basitti: Bedenlerde oluşacak kalıcı hasarı onaylıyor musunuz?

Oysa kaçmayıp, “karşı koymak” erdemine sahip olanlar affedilecekti. Ancak onlar, şerefli bir ölümü yaşamaktansa sefil bir hayatı seçmişlerdi yine. Engereklerin toz toprak içerisinde kaçışmalarının ardından yazıcılar, ellerindeki papirüsleri olan bitenlerle doldurmaya başladılar. Ulaklar hazırlandı ve papirüsleri diğer kamplara ulaştırmak üzere yola çıktılar. “Papirüs Direnişi” duyulacak ve diğer kamp insanlarının umudu olacaktı.

 

Varlık ERGEN

Sabaha karşı başlamış bir doğumun eseriyim_ Cennet bahçelerinden yere düşenlerdenim bir de- Parçalanmış benliklerimin gölgesinde bir bireymiş gibi yaşıyorum_ Tuzlu suyun yakınlarında olmak şanslı kılıyor beni-

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: