Peyami Safa Romanlarında Cinsiyetçilik

            Küçüklüğünden itibaren zor bir hastalıkla mücadele veren Peyami Safa, yaşamının büyük kısmını hastanelerde geçirmiştir. Belki de bu sebepten üniversite eğitimi de alamamış olan Peyami Safa, kendini büyük ölçüde geliştirmiş bir yazarımız, aslında. Hayatının büyük kısmını hastanelerde geçirdiği için, biz sadece “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu”nu hayatının bir yansıması, hatta otobiyografik roman olarak görürüz. Ancak dikkatli baktığınızda, yazarın tüm eserlerinde hayatının akislerini görmek mümkündür.

            Yaşamının büyük kısmını hastanelerde geçiren yazar, kadınlarla istediği gibi ilişkiler kuramamış ve bu durumu eserlerine yansıtmıştır. İşte tam da bu mevzuyu “Peyami Safa Romanları’nda Cinsiyetçilik” başlığı altında irdelemeye gayret edeceğim. Hayatı boyunca kadınlarla istediği şekilde münasebetler kuramamış olan yazar, bu durumun adeta hıncını eserlerinde çıkarmıştır. Eserlerinde ya -kendince- kötü yola düşmüş kadınları -kendince- doğru yola döndürmüş, ya da -kendince- kötü yola düşmüş kadınları kitap sonlarında öldürmüş yahut kadınları küçük düşürecek ithamlarda bulunmuştur. Buna en başta, ‘’Fatih-Harbiye’’ romanındaki Neriman karakteri üzerinden misal verebiliriz. Romanda, aslında Doğu’ya ait değerlerle yaşamaktan pek de memnun olmayan Neriman, Batı’ya özenir, Batılı gibi, “daha medeni” bir şekilde yaşamak ister. Ancak sadece “daha medeni” yaşamak istediği için “kötü yola” düşmüş gösterilen Neriman, romanın sonunda çok keskin ve okuru tatmin etmeyecek kadar hızlı bir biçimde yazara göre “Doğu’daki eski mutlu günlerine” döner. Oysa yazarın atladığı bir husus var; Neriman, Doğu’ya ait değerlerle yaşamaktan hiçbir zaman memnun değildi, sadece içinde yaşadığı bu durum, son zamanlarda gün yüzüne çıkmıştı. Bu sebeple Batılı, daha medeni yaşamak istedi. İşte burada, az evvel bahsettiğim, yazarın, -kendince- kötü yola düşmüş kadınları doğru yola döndürmesi meselesine geliyor durum. Romanın sonunda eski, mutlu(!) mahallesine dönüyor, ev kızı oluyor…

 

İşte bu okuru tatmin etmeyen ve çok hızlı yaşanan değişim, yazarın kendi doğrularını bir an önce okurun zihnine işleme çabası ve isteğinden kaynaklanıyor.

 

            Yine Fatih-Harbiye’de yazarın sözcüsü konumunda bir karakter olan Ferit, Neriman’ın Batılılaşmayı yüzeysel algılamasını bir anda tüm Türk kadınına yüklüyor, “Bizim kadınımız Batılılaşmayı yalnızca dış görünüş olarak algılamaya mahkumdur,” diyor. Batılılaşmayı şekilsel algılamayı bir anda tüm Türk kadınına yükleyen Ferit, bu cümleyle kadın zekasını da küçümsüyor aynı zamanda. Ona göre kadınlar ancak alışveriş yapmayı sever, vitrinlere bakar, zenginlere özenir. Yazarın da sözcüsü durumunda olan bu karaktere göre kadın düşünemez, mantıklı kararlar veremez, kendi ayakları üzerinde duramaz… Kitabı incelediğimizde Ferit karakterinin, dolayısıyla Peyami Safa’nın düşüncelerinin bu yönde olduğunu görmekteyiz.

            Gelelim Peyami Safa’nın bir başka romanı “Matmazel Noraliya’nın Koltuğu”na. Uhrevi denebilecek duygularla yazılmış bu eserde de cinsiyetçi söylemlere rastlamak mümkün. Romanın başlarında ateist olan Ferid karakteri, kız arkadaşı Selma’yı dışarıda, kuytu bir köşede öpmek, onunla orada cinsel ilişki yaşamak ister. Selma ise adeta kaçar. O an Ferid için Selma’nın duygularının önemi yoktur, Selma onun için cinsel ihtiyacını karşılamada bir araçtır sadece. Bu durum, her gün kocası tarafından tecavüze uğrayan kadınlara denk düşmüyor mu aslında? Karısının duygularını önemsemeyen, o an isteyip istemediği umrunda olmayan ve karısına tecavüz eden kocalar…

            Aslında dini manada da incelenmesi gereken bu romanın sonlarında Ferid, aynı Fatih-Harbiye Neriman karakterinde olduğu gibi okuyucuyu pek de tatmin etmeyen bir şekilde, aniden dindar bir karaktere dönüşür ve romanın sonunda Selma Ferid’in yanına gelip yatağına uzandığında ona bakmaz bile. Artık “inançlı” bir insandır Ferid ve tabiri caizse “evlenmeyi” bekler. Bu durumda, sevdiği adama yakınlaşmak isteyen kadın, “aşağı” durumuna düşürülür. Tabi burada ateistlerin “kötü”, inançlıların “iyi” insan olma mevzusu var, konumuzla ilgisi olmadığından girmeyeceğim. Yoksa, bu durum için de söylenecek epey söz var.

            Yine aynı eserde romanın başlarında kız kardeşinin özel hayatıyla pek de alakadar olmayan Ferid, romanın sonlarında kız kardeşine “evlenmeden bir şey yapma” demektedir. Evet, evlenmeden bir şey yapma, yani bakire kal. Karşındaki erkek istediği kadar cinsel ilişkiye girebilir, ama sen kızsın, evlendiğin gece bozulabilir ancak bakireliğin, yaşamın iki bacağının arasından gelecek olan kana bağlı. Çünkü sen “kız”sın, senin cinsel isteklerin olamaz. Evet, bu ve buna benzer pek çok anlam çıkabilir bu cümleden.

 

            Uzun sözün kısası; ne yazık ki toplumumuzda doğdukları andan itibaren insanlara yüklenen normlara Peyami Safa’nın eserlerinde de rastlamaktayız.

 

            “Kız dediğin hanım hanımcık olur, yüksek sesle gülmez, başını öne eğerek yürür, erkeğe hizmet eder, kadınlar mantıklı düşünemez, yemek ve temizlik yapmak kadının görevidir; erkek adam ağlamaz, erkek güçlüdür, mantıklıdır, doğru kararlar alır, erkek evlenmeden önce elbette istediğini yapabilir ancak ama kadın bakire olmalıdır… “

            Peyami Safa’nın romanlarında da rastladığımız bu ve bunun gibi pek çok safsata toplumumuzda artarak devam etmekte. Elbette Peyami Safa’nın romancılığına söz söylemek benim haddime değil lakin romanlarında rastlanan bu cinsiyetçi söylemler eleştiriye açıktır zannımca.

 

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: