Re-generation ve Anlatı

 

Bir çok eseri, ürünü tüketiyoruz, izleyici-yazar ve yazar-izleyiciler olarak, bizler. Birçok metaforik kullanımlarına rastlıyoruz, karakterlerin. Kimi metaforik kullanıma alışkınız (İyi=ışık/Kötü=siyah) kimisini ise zaman içinde anlayabiliyoruz. Bunlardan birine değinmek istiyorum ben, tam da şuan. Bilgisayarın yaydığı ışığı takip ederken gözlerim.

Re-generation ne demektir? Bir şeyin yeniden (Re: burada bu anlamda kullanlıyor). Generation’ı ise ”nesil” olarak çevirmemiz mümkündür. Kelimeleri çevirirken ‘mümkündür’ gibi bir ifadeyi kullanmayı tercih ediyorum bunun sebebi ise kelimelerin tam anlamıyla bir dilden diğerine kusursuz bir üslupla aktarılamayacağı gerçeğidir. Mümkündür ifadesi burada hem bir tutarlılığı hem de potansiyeli gösterir, hissettirir bizlere.

Can Yücel bu yüzden Shakespeare’ı çevirmez, bir öteki kültürün içinde ele alır. Hamlet yani, Yücel ile birlikte yeniden yaşar. Bu ufak ayrıntıyı da bu kısa yazımıza iliştirmek istedim.

Re-generation’ı o vakit şöyle çevirelim:

”Neslin yeniden inşası.”

Nesil kurgusal alanda bir aileyi gösterebilir yahut bir sistemi. Bu yeni neslin kurgulanmasında belli başlı işaretler, semboller yahut belirişler kullanılır. Güneşin doğması, ışığın belirmesi, alanın biçiminin değişimi (İyiden kötüye. Ayrıca bir şeyi daha belirtmek lazım. Kafka’nın yaşam alanında bir değişim vardır ama bu kötüden daha kötüye doğru bir yönleniş değildir. Kafka’nın yaşam alanında bir yön yahut bu yönü belirtecek bir belirteç yoktur. Kafka’nın yaşam dünyası bir ”avrupa haritası” oluştrumaz.  Locke’un şu ifadesini düşünelim burada: ‘Başlangıçta her şey Amerika idi.’ Bu, şu demektir, Amerika’nın tekno-barbarlar tarafından işgal edilmeden önceki halidir şeylerin ve şeyin başlangıcında olan. Kafka’nın yaşam alanı da tekno-barbarların Amerika’yı işgal etmeden önceki halidir). Re-generationın belirtileri, işaretleri gibi düşünebilir.

Re-generation’ı taslaktan anlamak istersek şunu düşünebiliriz:

-Karakterler ve tarafların birbiriyle kavgası. Bu karakterlerden birinin ”iyiyi” yani kendine olan inancı temsil etmesi, diğerinin ise ”kötüyü” yani felsefi olmayan bir nihilizimi çağrıştırması. Karakterlerin böylesine bir kurgusu.

-Bu kavganın taraflarının belli argümanlar kurması. ”İyi” ve hayatı temsil eden karakterin sürekliliği savunması ve bu uğurda ”kötü” ve hayatı söndürmeye çalışan karakterle mücadelesi.

-Bu kavganın sonunda karakterin ”iyi” karakterin yıpranması ve güç kaybetmesi, ”kötü” olanın ise gücünü arttırması.

-Büyük bir kavga sonucunda ”iyi” olanın kazanması. Bu kavga hemen ardından da Re-generation’ın işaretlerini kullanır. Etraf ve alan ‘aydınlanır’ ve her şey ‘sonlanır’ huzur olarak tanımlanmaya çalışan kavram ile birlikte.

Re-generation buradaki ”iyinin” mücadelesidir, zaferidir, işaretleri ve belirtileridir. Yeni-neslin doğuşunun müjdecisidir.

Peki bunun anlatı için önemi nedir?

İki farklı önemi vardır:

1)Yazınsal bir şema ve kolaylık sunar:

Yazınsal şema ile birlikte yazar, sonu belirleyebilir ve bu sonu re-generation ile birlikte düzenler. Karakterin zaferi bellidir. Mesele bu zafere ne büyük bir zahmetle yahut nasıl bir yöntemle ulaşacağıdır. Sonun belirlenişi ile birlikte yazar yahut yönetmen karakterine odaklanabilir. Bir kısmı eserin, yani, başlamadan bitmiştir. Bir çok destan için de bu geçerlidir. Odisseas’nın sonu bellidir. Yahut İlyada’nın. Yahut diğerlerinin. Bunun fayda sağladığını görüyoruz böylece. Önceden belirlenim yaratır yani, Re-generation, böylece. Bu ön belirlenim eserin ve yazarın yaşam alanını sınırlar, bir tür alan ekonomisi söz konusudur burada yani.

2)Güç ilişkilerinin belirlenimi, ideolojik im/empoze:

Re-generation bir tür modernizmin sonucudur. Eski olan, yahut kötü olan elenir ve yerine, sistem korunarak elbette, yeniden doğan, re-generate olan gelir. Yeni nesil eskinin yerini alır. Bu ideolojik im/empoze şemanın bütün düşünme biçimlerini neredeyse etkiler çünkü bu im/empoze şema kocaman bir medya makinesi tarafından sürekli, hiç durmaksızın üretilir. Bu eserlerle karşılaşmamak mümkün değildir hatta. Video oyunlarından tutun da, ‘üst kültürün’ parçası sayılan epikler de bu sistemin parçasıdır. Bu sistemin kurulmasındaki sebep ve sürekli sürekli sürdürülmesinin ise bir tür afyon etkisi yaratmak istemesidir, egemenlerin ve yönetici sınıfların ve bunlara bağlı olarak yanlara yayılmak istenen gücün. Re-generation burada bir afyon işlevi görür, Marks’ı anımsatmak gerekirse. Re-generation’ın yenilenmesiyle birlikte özneleşmiş olanın sisteme olan inancı yenilenir ve sistemi ‘yenilenmesi gereken bir yapı’ olarak ele alır. Fakat birey bu ürünleri tüketirken, sadece eserin çizgilerini düşünür tükettiği, karakterinin yanında durur, onun hayat çizgilerinde ilerler.

Peki bunun neden modernizmle tanımladık? Bunun sebebi ise, Re-generation’ın çizgileri onardığı ve yenilenmeyi sürekli ileriye doğru bir tür sürükleme olduğu gerçekliğidir. Modernizm bir okun ilerleyişi gibidir. Okun varacağı noktayı yaratır ve ok sürekli bu çizgi üzerinde hareket eder, yahut çizginin üzerine binerek, çizgiyi takip eder. ‘Tarihin Sonu’ kimilerine göre bu noktadır kimilerine göre ise başka bir durum/sallık. Re-generation ise bu oku yek gerçeklik gibi göstermeye çalışan bir gözlük, oku yeniden onarmaya çalışan bir el, oku soyutlamalar olmadan insanlarına anlatmaya çalışan bir bilge ve oku yönlendirmeye çalışan bir kaptan/haritacıdır, kaptan-haritacıdır.

Re-generation böylece, en ideolojiden uzak ürünlere bile, girer ve bizlere bir tür düşünme sistemi, biçimi sunar. Re-generation, modernizmin propagandasını yapmayan eserlere bile etki eden hayalettir. İdeolojik gözükmeyene, gizlice, bir ideoloji ekler ve bu eklemlenen ideoloji, kullanıcı-izleyici yahut izleyici-kullanıcıyı etkiler. Düştür, yani burada söz konusu olan ama buradaki düş Byron’ın Darkness şiirinde tanımladığı gibidir :

”I had a dream which was not a dream”

Bu alıntıyı şu şekilde çevirmemiz mümkündür:

”Bir düş gördüm, düş olmayan”

Re-generation da böyle bir düşü eserin içine yerleştirir ve yayar. Re-generation’ı kuran baş, gövde ve kanatlar ‘model-düşünmeyi’ öğretmensiz bir sistemle bizlere öğretir. Biz öğrenciler değilizdir onun karşısında. Biz sadece öğrenci değilizdir aslında onun karşısında. En basit düşünme ve yaşama biçimimizi kendi eksenine alır.

Kısacası her yerdedir ezeli ve ebedidir, üretildiği bütün o alanlar, substratum içinde.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: