Sanatta Ruhsallık Üzerine: Sanatın Işığını Elle Tutacağınız Bir Kitap

 

wassily-kandinsky-eseri

‘’Her sanat yapıtı, çağının çocuğu ve pek çok durumda duygularımızın kaynağıdır. Uygarlığın her dönemi, asla tekrarlanmayacak olan, kendine özgü bir sanat meydana getirir. Geçmişin sanat ilkelerini canlandırma çabaları en fazla ölü bir sanat doğurur… Sanatçı, henüz adlandırılmamış olan daha ince duygularını uyandırmaya çalışmalı ve yapıtları, hissetme yeteneği olan izleyicilere sözcüklerin anlatabileceğinin ötesinde, yüce duygular vermelidir. İzleyici, bir sanat yapıtında, doğanın belirli bir amaca hizmet edecek bir taklidini ya da doğal form aracılığıyla ifade edilmiş içsel bir duyguyu; doğanın temel ruhunu arar. Yapıtlar gerçekten sanat olduklarında amaçlarını yerine getirir ve ruhu doyururlar. Bu tür yapıtlar, ruhu bayağılıktan korurlar, onu heyecanlandırırlar, yani ruhu belirli bir yüksekliğe çıkartırlar: Sanatın etki olanakları, izleyicilerin etkileşim kapasitelerinin uç noktalarına kadar kullanılmış olur. ‘’

Geçmişte yaratılan, sanatçının ruhuyla hissedilip keşfedilen ; içselliğinin dışa yansımı olan ve ereğine ulaşmış olan çağının eseri tekrarlanamaz. Tekrarlananlar ölü bir eserdir…

Daha önce ulaşılmış olan ereğin tekrarı, lüzümsuz bir yinelemeye düşer ve üretken olamayan ruhu köreltir. Böylece yükselemeyen ruh aç kalıp, insan kendini o amansız boşlukta hisseder. Oysa sanatçı sanatın hizmetkarı olarak; ortaya koyacağı eserinde -sanat- ereğini göz önünde bulundurup kendi ruhuna işleyen doğayı, yine kendi -kişiliği ve üslubunca- ruhuyla yansıtır yapıtına. Bu his, bu doyum ve izlenimler birer vahiydir aslında. Çünkü bu bağa ben gönül-us ilişkisi diyorum. Düşlerine gerçeklik, fikirlerine birer anlatım ve duygularına form kazandırarak bu ilişki sağlanıp bu sanatsal ereğe erişilir. İki kutup arasındaki bağda gerçekleşen anlatım, gerçeklik ve kazanılan form sanatçı ruhundan topluma kutsal bir mesaj niteliğindedir. Kandinsky’ninde dediği gibi asla tekrarlanmayacak olan, kendine özgü bir sanat meydana getirilmesi gereklidir.

Bir gökkuşağının ana renkleri dışında, binlerce ara rengi vardır. Sanatçı; bu ara renkleri görebilen ve onu kendi dünyasında, ruhsal doyumuyla yaratan ve işleyendir. Bu çok basit bir şeylede başlasa, us ve gönül-ruh- devamını getirir, çünkü köprü kurulmuştur! Kandisky, gökkuşağının herkesce bilinen renklerin dışında herkesin göremediği o ara rengin-tonlarını- görebilen biridir. Sanatçı da yüreğiyle-ruhu- görebilen ve gördüğü ruhsal hazzı özümseyip, ruhsal olarak beslenen ve ruhsal doyumu dışa vurabilendir.(İzlenimci-Empresyonosit)

Ortaya  çıkan eseri izleyen, okuyan veya dinleyen ama son tahlilde özümseyen bizler de; sanatı toplum için yapmış olan sanatın ereğini gerçekleştirmiş olup , kalplerden karanlıkları def edip ruhumuzu doyururuz. Fakat en büyük hatalarımızdan biri nedense halen devam etmekte; geçmişteki üstatlardan alacağımız şey; gönül-us köprüsünde yaktıkları sanat meşalesini devralmakken, üsluplarını veya sadece o sanatçıya özgü şeyleri sindirmek oluyor!

Özümsemek olsa bu bir sanatçının bir sanatçıdan esinlenmesiyle yorumlanabilir. Çünkü başkasından esinlenen kişi, zamanla kendi rüzgarını oluşturabilecektir. Ama taklit, sanatçının kendi sesini duymasını engeller ve onu ebediyen  kaybedebilir.

 

Wassily kandinsky tablo

‘’Yorulmak nedir bilmeden çabalamayan, batmamak için mücadele etmeyen kişinin zihni ve ahlakı dibi boylar. Bu zorlu geçitte insanın yeteneği(yine İncil’deki anlamıyla) lanete dönüşür.’’
Kandinsky

Bizlerin izlemesi gereken yol onların edindiği gibi sanatı ülkü edinmek olmalı. Aydınlanmak ve aydınlatmak. Bu sanatçının bir vazifesidir ve gerçekten bu dünya da bu ödev ruha bir külfettir. Layıkıyla taşıdığı müddetçe de,  taşıdıkça aydınlanacağı bir yüktür. Aciz bir mahlukat olan insan yükseldikçe, batması yerine aydınlandıkça da sağ duyunun ve sanatsal faziletin görkemine ruhu tanık olacaktır. Eşrefi mahlukat sözüne bu şekilde nail olabilecektir ancak. Kimselerin görmediği vakitte sanatçı göremeyenlere kalp gözü, bilmeyenlere bilgi deryası, sessiz kalana çığlık ve uslara pranga edilmiş karanlıkları kıracak olan kişidir. Bu sanatçının görevidir.

 

‘’Her sanatçı, sanatın bir hizmetkarı olarak, sanatın amacına katkıda bulunmalıdır(bu, tüm çağlar boyunca ve tüm ulusla için değişmez olan sanatsal unsurdur).
İzleyici veya okuyucu doğanın temel ruhunu arar.
Sanatta ki; sanat için sanat anlayışını şöyle tanımlar Kandinsky
’’ Sanatın görevi bütünün armosini kurmaktır. Uzmanlar,(ip cambazını hayretle izler gibi) ‘’yeteneğe’’ hayran olur,(kıymalı böreğin tadına bakar gibi) ‘’resmin vasıflarının’’ tadını çıkarırlar. Oysa ruhlar aç gelir aç giderler.
Bu bayağı sürü, odaları gezinip resimlerin ‘’hoş’’ yada ‘’harikulade’’ olduğunu söyleyip durur. Konuşabilecek olanlar tek laf etmemiş, dinleyebilecek olanlar tek laf işitmemiştir. Sanatın bu durumuna ‘’sanat için sanat’’ adı verilir. Renklerin yaşamının ve içsel anlamın böylesine ihmal edilmesine, sanatsal gücün bu şekilde boşa harcanmasına ‘’sanat için sanat’’ denir.’’
Sanatçı (benim için ‘’yazar’’da sanatçıdır) yazınıyla, tuvali ve notasıyla sanatını hissettirip ve insanlara us ve gönül yoluyla dokunabilmeli. Bu kutsal bir şeydir. Ve gerçekten kutsal şeyler dokunmaya değerdir. Sanatı sanat için yaptığını söyleyenler; toplumun yozlaşmasına ve ilerlememesine göz yuman, insan ruhunu doyuramayan ve kalplere dokunmayanların bir ereği ve yaptıklarının varacağı bir nokta yoktur.

sanatta-ruhsallik-uzerine

Sanatçının görevi; yürekliliğini karanlıkla yitirmiş olan insan soyunu her çağ da olduğu gibi ışığa götürmektir. Bu kitap; sanatta kuramsallık üzerine yazılan salt bir kitaptan ibaret değil. Öyle ki ressamın yazınsal-kuramsal derinliği; sanatta ki gereken tinselliği vurgularken, kitabı tuttuğunuz kadar da sanatın somutsal tezahürünü Kandinsky’nin analizleriyle  yaşıyorsunuz. Kandinsky ‘e sanatıyla ilgili en çok sorulan soruysa ” Ne yapmaya çalıştığı”dır. Kitap da buna bir çok yönden yanıttır. Ama Kandinsky bunu kelimelerle ifade edemeğini belirtip bunun imkansızlığından dem vurur. Öyleki yazının ulaşamadığını resimin ulaşabildiğini söyler…

Materyalizmin ruhta yol açtığı kötü ve yararsız- onun tasviriyle’kabusu’n- pençesinden henüz kurtulabilmiş değil. Bu çürümüş ve derinliği olmayan düşünceyi savunanlar kördürler.
‘’Pek çok cesedin içini açtım, oysa henüz hiçbirinde ruha rastlamadım’’ diyen Virchow için: ‘’tuhaf laflar’’ diye bahseder. Bu sözlere Kandisky’nin cevabı pek nazik kalmış diyebiliriz…

Kaba kuvvete katlanılabilir ama kaba mantığa katlanamayanlardan biridir Bay Kandinsky. Bunu analizleri ve sanatın hizmetkarı olan biri olarak kitapta dile getiriyor.
Bilimin ulaştığı noktayı , daha doğrusu materyalizm biliminin sanat ve ruh hakkındaki görüşlerinide yine kendi analiziyle deforme edebiliyor.

 

’Bilim ve sanat, sanat deyince tabii nihayet edebiyat ve müzik. Bilimde, yalnızca tartılıp ölçülebilen şeylere itibar eden pozitivistlerdir. Başka her şeyi değersiz saçmalık sayarlar. Oysa dün de bugün kanıtlanmış saydıkları kuramları saçma bulmuşlardı.’’
İnsan hatalarından ders almak yerine bütün hataları yapmaya çalışıyor. Fakat bir insan ömrü tüm hataları yapacak kadar uzun yaşamıyor maalesef. Bu her çeşit model ve tutum için söylenilebilir. İlerlemek için tenkit ve yargı gereklidir. Ama Einstein’ın dediği gibi ‘’Zekanın ölçüsü, gerektiğinde düşüncelerini değiştirebilmekte yatar.’’ Evet. Bu ölçülülüğün ayarını belirlemek için mutlak usla, insanın sürekli akla başvuraral ilerleme düşüncesiyle olacak iş değildir. “Akıllı” insanın duygusuz oluşu tehlikelidir…

Geleceğin ruhu ancak sezgiyle tahayyül edilebilir. Bu sezgiyi tahayyül edebilme yeteneğiyse sadece sanatçıda vardır der Kandinsky.
O aynı zamanda müziğin kelimelerle ifade edilemeyeceğini savunuyor. Tıpkı resimlerinde ki gibi. Çünkü duyulan etkinin o ruhsal hazzını yazabilecek kabiliyette bir kalemin olmadığını bunun eksik olduğunu ifade ediyor. O ruhsal hazzı yazına aktarmayı bence yaşamakla beraber ,yaşatmaktan geçiyor. Kelimeleri resimlerden bile daha efsunlu oynatabiliriz kanımca. Kelimelerle dünyanın değişip ruhun gelişeceğine inanıyorum. Buna aynı zamanda Kandinsky de inanıyor ve biliyordu. Ama etkisinin bir resim yahut bir müzik kadar aktarılamayacağını ve eksik kalacağını söylüyordu. Lakin tahayyülü, betimlemenin ve erdemli  birikimin harmanlamasıyla sanatın harmonisi ortaya çıkacaktır, sanatın erişmek istediği ereğe dokunabilecektir. En sonunda kelimelerin biteceği zaman da gelecektir; o zaman ruhun aslında ne olduğunu ve o zaman karşımıza kelimelerden daha kutlu neyin çıkacağını öğreneceğiz. Yeryüzünün bataklığından yine ruhumuz tarafından çıkarılacağız. Son olarak ;bugünün bilimi de materyalizmin bittiğini, maddenin bir frekans olduğunu söylüyor. Ve Kandinsky yıllar sonra haklı çıkabiliyor…

Yalnız akış var beni devindiren, beni yolcu yapan bu dikenli yol üstünde. Bir tanım yok adımın altında, bu adın altında yatan gerçeğin peşindeyim lakin bulunacak ve tamamlanacak bir şey değil bu; beni ben yapan doğrular ve gerçek diyemeyeceğim gerçekler...

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: