Shakespeare İyi Bir Şair midir?

 

”Shakespeare’in özgü bir yazar olmadığı gerçeğini yatıralım öncelikle masaya. Hayır, Shakespeare sone biçimini bulan ‘büyücü bilge’ değildir. Shakespeare soneyi İtalyan yazınından ödünç almış ve yerelleştirmiştir, fakat bu Shakespeare’i başarısız yapmaz.”

 

Bu sorunun yanıtını vermek gerçekten de zor. Sorgusuz sualsiz ‘evet‘ yanıtı vermek bizlere yeni bir bakış açısı kazandırmaz fakat öte yandan ‘hayır ‘ cevabını düşüncesizce kullanmak ta şairin şahsına saygısızlık etmek olur ve bizler bunu yapmak istemiyoruz asla. Bizim yakalamak istediğimiz şey bu soruyla birlikte sıradanlıktan uzak bir yaklaşımdır, aklın ve felsefenin hakim olduğu.

Shakespeare’in özgü bir yazar olmadığı gerçeğini yatıralım öncelikle masaya. Hayır, Shakespeare sone biçimini bulan ‘büyücü bilge’ değildir. Shakespeare soneyi İtalyan yazınından ödünç almış ve yerelleştirmiştir, fakat bu Shakespeare’i başarısız yapmaz. Edebiyat nihayetinde ‘alıntılama’ sanatıdır yani ‘özgün‘ ya da ‘saf metinlerin’ varlığından söz edemeyiz. Bütün oluşturulan sungular nihayetinde ‘kanon metinlere’ bağlıdır. Şairi başarılı yapan şey de ‘aldığı’ kaynağı güzel işleyebilmesidir. Shakespeare’e baktığımız zaman hem beslendiği edebiyat kaynağın etkili izlerini görebiliyoruz hem de tüyden kalemine aldığı mürekkep siyahı estetiği. Yani, kendisine ‘özgülük’ üzerinden bir eleştiri yürütmek son derece yersiz olur.

Fakat bizlerin yani edebiyata gönül vermiş her bireylerin eleştirmesi gereken ana nokta ” Shakespeare Mitidir ” ki bunu yaratan akademianın ta kendisidir. Akademia Shakespeare’i adeta ‘kutsallaştırır’ ve bu kutsallığı üzerinden kendisinin (Shakespeare’in) çalışmalarını yüceltir, yazdığı şiirleri kusursuzlaştırır ve bizler de uzun bir müddet Shakespeare’i ”gerçeğin efendisi” olarak algılarız. Shakespeare yaşadığı çağda kendisine böyle bir yer edinmiş olabilir fakat yaşadığımız bu post modern çağda Shakespearesque şiirler yazmak şairi gülünç duruma düşürür hatta şairi değersizleştirir, çünkü, post anlayış parfümlü bir güzellik anlayışını reddeder, ki bu ‘haz’ anlayışı üzerine kurulmuştur Shakespeare Soneleri, beklediği şey ise şairden, çıplaklıktır yani bütün dürüstlüklerin dahil olduğu bir yansıma. Shakespeare’i ne kadar perspektif okumasına mağruz tutarsak tutalım değişmeyecek şey kendisinin bir geçmişi yansıttığı ve aşkın olmadığıdır. Miti parçalamak, gerçeği göstermek işte bu yüzden önemlidir. Shakespeare nihayetinde bir yalancı kokuyu şişeler şiirinde, fakat post insanın anlayışı bunda aklı görmez ve küçümser. Shakespeare’e samimi olarak ‘iyi ‘ diyebilecek bir insan akademia tarafından zehirlenmiş boş bir kabuktan ötesi değildir.

Sonuç olarak vardığımız nokta Shakespeare’in alıntıladığı kaynağı büyük bir titizlikle ele aldığıdır, fakat kendisine ”şairlerin şairi” ya da ”şiir denen karnavalı başlatan bir gösteri ustası” demek son derece anlamsızdır. Shakespeare döneminin koşulları içerisinde ‘akademi zehri olmadan’ değerlendirilemlidir. Yani kısacası Shakespeare kaynaklarını iyi değerlendirebilen bir ‘dönem’ şairidir (ki bu kötü bir şey değildir) günümüz dünyasında pek de geçerliliği olmayan.

1 Comment

  1. Muharrem Soyek

    9 Ekim 2016 at 06:23

    Beğendim. Gerçekçi ve edebi bir Shakespeare yorumu. Shakespeare şairlerin piri değildir bana göre de; ancak, manayı harmanlayan karşıtlıkları çok iyi dans ettirmesiyle şiirde ustadır. Ben onun 66. Sone’sini pek beğenip kendi Türkçe’me uyarlamıştım. İlk iki dörtlüğünü vereyim:

    Hani merhamet çölünde ağlar ya dua
    Gene de zerreden gölge düşmez yoksula
    Tövbe etmişken inancın dili saflığa
    Vicdan kahreder ruhumu ölü yolunda;

    Zorbalık, çiçek gibi gelinle gerdeğe konmuşsa
    Ve onur utanç içinde saklanmışsa dolaba
    Namusun iffeti satılmışken üç beş dolara
    Üstüne adalet kelâmı karalar çalmışsa;

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: