SİGARA DUMANLARI

 

Uyandığında saat bire geliyordu. Aslında pekala daha erken uyanabilirdi ancak günü bitirebilmek için ne yapacağını bilmediğinden uyumayı tercih etmişti. Huzursuzca yataktan çıktı. Aynaya bakmaktan yorgundu lakin bu odada ayna direkt yatağının karşısındaydı. Gözlerini açtığında gördüğü ilk şey kendisi oluyordu her sabah.

Aynadaki yansımasıyla göz göze gelmemeye çalışırken saçlarının kirlenmiş olduğunu fark etti, duş alması gerekiyordu, umursamadı. Ona göre şu anda ihtiyacı olan tek şey sevdiği birinin sesini duymaktı. Telefonunu eline aldı, rehberinde gezindi, arayacak kimseyi bulamayınca telefonunu usulca masanın üzerine bıraktı. Ardından masanın dağınıklığında kayboldu. Kalemlere, tepsiye, tepsideki ekmek kırıntılarına, takılarına, kulpu kırılmış kırmızı fincanına takıldı bakışları. Dağınık olan masa mıydı, ruhu mu? Bilemedi.

Ardından yerdeki koliye baktı uzun süre. Taşımak zor olacaktı ancak bütün kitaplarını sığdırabilmesi onu mutlu etmişti. Biraz sonra kolinin üzerinde duran, içinde fotoğrafların bulunduğu zarfa takıldı gözü. “Her şey sığıyor da, anılar sığmıyor kolilere.” diye iç geçirdi.

Açlıktan başının döndüğünü fark edince düşüncelerinden sıyrılıp buzdolabına yöneldi. Bu boş buzdolabından kendine sandviç hazırlamak için domates ve zeytin çıkardı. Nitekim başka yiyeceği yoktu. Kahve cezvesinde suyunu ısıttı, kulpu kırık kırmızı fincanına, ısıttığı suyu döktü, içerisine çayını salladı. Üzerine kekik de serpistirdiği sandviçini büyük hızla yedi. Çayı bitmeden sigarasını yaktı. Daima böyle yapardı, kahvaltı için hazırladığı çayı bitirmezdi sigarasına eşlik etsin diye. Sigarasını yalnız yakmaya gönlü razı olmuyordu bir türlü.

Az sonra, uçuşan sigara dumanlarını seyretti ve kelimeler döküldü dudaklarından: “Odamdaki sigara dumanları kadar gayesizim. Yönümü kaybettim, çıkışımı bulamıyorum. Yok olana kadar uçuşacağım.”

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: