STEFAN ZWEIG, AMOK KOŞUCUSU

 

Stefan Zweıg’ın diğer kitaplarında olduğu gibi, Amok Koşucusu kitabında da kahraman gizemli bir şekilde ortaya çıkıyor. Tıpkı Satranç kitabında olduğu gibi, karanlık  bir geçmişe sahip olan asıl kahraman; merak uyandıracak şekilde hikayenin ortasına düşerek okura tüm hikayesini anlatmaya başlıyor. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’ nda olduğu gibi psikolojik buhrana sahip kahramanımız bu sefer bu buhranı Malezya halkının yerel bir hastalığına; Amok Koşuculuğuna bağlıyor. İntihara meyil eden, yapayalnız insanlardan oluşan kahramanlarından biri  karşımızda. Olağanüstü tesadüflere, kahramana yardımcı olan talihe, bu kitabında da yer vermiş Stefan: Sadece kahramanımızın ve kadının yardımcısı olan yerli çocuğun bildiği sırrı korumak için ortadan kaldırılması gereken delil, kahramanımızın kucağına düşüyor. Hekim kahramanımız gizlice  bindirildiği gemide -ilk anlatıcının zorlukla bilet bulabildiği aylar öncesinden biletleri tükenen gemide- şans eseri ortaya çıkan kanıtı yok etmek için sabırla  kendi sonunu bekliyor. Yine Tanrı tanımazlık, Zweig karakterlerinde görülen aşırı bağlanma, ahlaken düşüklük ve  bu ahlaki suçu işleyenlerin roman sonunda cezalarını çekmesi ilahi adaletin tecelli edişi  diğer kitaplarımızda da aşina olduğumuz bir durum ki inançsızlıkla suçluların eninde sonunda hüsrana uğraması da yazarın iç çatışmasından kaynaklanan Tanrı’dan bağımsız ahlaki bir bakış açısı gerektiriyor. Romantizmin kitapta hakim olduğunu, psikolojik tahlillerin başarılı olduğunu  söyleyebiliriz.

Akıcı bir dile sahip kitap. Hoş betimlemeler, süslü cümlelerle dolu  olan Amok Koşucusu’nda en önemli soru şu: Hiç tanımadığınız yabancı bir kadının onurunu kurtarmak adına yüklendiğiniz sırrı korumak için ölmeyi göze alır mısınız ve uğruna ölmeyi göze aldığınız sırrı hiç tanımadığınız birine anlatır mısınız?

Romanda kafamızı karıştıracak mekanı da tanımak gerek. Hindistan deniyor, ki alakası yok. Hollanda Doğu Hint Adaları , bugünkü Endonezya topraklarının II. Dünya Savaşı ‘na kadar Hollanda sömürgesinde taşıdığı isimdir. 1800 yılında Hollanda Doğu Hindistan Şirketi ‘nin yerinde uluslaştırılmış kolonilerin Hollanda yönetimi altında birleştirilmesi sonucu meydana gelmiştir.

Malezya takım adalarından oluşmakta olan adaya kaçmak zorunda kalan hekimin başından geçenleri anlatırken kölelik,  yerel halkı aşağılayan tavrı kitapta açıkça sergilenmiş. Kadınlardan çekmiş, deneyimsiz olan birinin kadınlara bakışı da tasvip edilir cinsten değil:

“ Zira buradaki kızlar, o cıvıl cıvıl, narin hayvancıklar, bir beyaz  bir ‘efendi’ onlara  sahip olmak istediğinde saygıdan tir tir titriyorlardı… tevazu içinde eriyip gidiyorlardı, her zaman müsait, her zaman sessiz, kıkırdayan gülmeleriyle insana hizmet etmeye hazırdılar… ama işte tam da bu itaatkarlık bu kul kölelik insanın zevkini kaçırıyordu.”

.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: