Yazarlık Tavsiyeleri / Orkun UÇAR

Yazarın diğer yazıları için bağlantıyı tıklayınız.

 

YARATICI YAZARLIK TAVSİYELERİ

 

Yazarlıkla ilgili tavsiye isteyen çok mail alıyorum. Hepsine tek tek cevap vermek yerine tavsiyelerimi bir yazıda toplayayım dedim.

Önce sıkıcı temelle başlayalım…

 

1- İmla ve noktalama kuralları:

Nasıl trafik kurallarını bilmeden trafiğe çıkarsanız, büyük ihtimalle kaza yaparsınız, imla ve noktalama kurallarını bilmeden de iyi bir yazar olamazsınız. Mesela bir yazar adayı bana mail atarken noktadan, virgülden sonra bir boşluk vermiyor veya öncesinde boşluk veriyor:

“noktadan,virgülden”

“noktadan ,virgülden”

Veya dahi anlamındaki “de, da”yı doğru ayırmıyor.

Veya soru eklerini ayırmıyor…

Kendisini uyarırım. “Bence bunlar o kadar önemli değil” veya “biliyorum da mail atarken dikkat etmiyorum” diyorsa anlarım ki bu kumaştan elbise çıkmaz. Çünkü imla ve noktalama kuralları bu mesleğin trafik kuralları ve harfler, kelimeler gibi mesleki araç, gereçleridir.

Yazarlık sadece sanat değil, bir zanaattır da.

 

2- Okumak:

Bir akademide yazarlık dersi veriyordum. İlk tanışmamızda öğrencilere sordum, “Kimler kitap okuyor?” Çok azı el kaldırdı. Kitap okumayı sevmeyen bir insanın yazar olabilmesi çok zordur. İstisnalar elbette vardır. O insanda öyle bir yazma yeteneği vardır ki, kitaplar beynindedir. Ama yine de siz bol bol okuyun.

 

3- Yazmak: Yazar olmak istiyorsanız bol bol yazacaksınız: roman yazmadığınız zamanlar kısa hikayeler, paragraflar, cümleler, tasvirler, karakterler. Mesela öğrencilerime sevdiğiniz bir kitabı getirin dedim. Derste getirdikleri kitabın iki sayfasını aynen yazmalarını istedim. Yazarken hemen sıkıldılar, yoruldular… Dedim ki; “Burada zaten yazılmış cümleleri yazarken sıkıldınız, zorlandınız, yoruldunuz, bir de beyninizden koca bir roman yazacağınızı düşünün.” (Beyinden bir hikaye uydurmak daha zevkli ve kolay da olabilir ama bir romanın bir sayfasını yazarken, okurken fark etmediğiniz yazarlık hilelerini, tekniklerini, püf noktalarını görebilirsiniz.)

 

Gelelim ince işçiliğe

 

Hikaye çalışması:

Kelimeler:

Birisinden size aklına gelen beş-on kelimeyi söylemesini isteyin; “davet, kapı, barbunya, toprak, kumaş, deve, kesik, divit, dava, sanduka” gibi… Sonra içinde bunların olduğu bir hikaye yazın.

 

Cümleler:

Bir cümle veya sorudan yola çıkarak hikaye uydurun. (Mesela yazarlara bir aforizma, bir şiirden bir cümle, bir soru verilir ve hikaye yazması istenir. Isaac Asimov’un ödüllü eseri Nightfall böyle bir çalışma ile ortaya çıkmıştır.)

 

Resim:

Bir resim veya fotoğraftan hikaye uydurun.

 

Diyalog:

Etrafta duyduğunuz bir diyalogdan yola çıkarak diyalog çalışması yapın.

Bunlar sayesinde gözlemleme yeteneğiniz artar ve bir cümle, soru, resim, müzik aklına bir hikaye veya roman fikri getirebilir.

 

Hayal etme:

Hayal gücü ve kurgu yeteneği bir kastır. Onu sürekli çalıştırın. Mesela sokakta yanlarından geçtiğiniz iki kişinin muhabbetinin bir veya iki cümlesini duydunuz, devam ettirin. Yemek yerken, o yemeği yiyebileceğiniz bambaşka ortamlar, şartlar, zamanlar, karakterler düşünün.

 

Empati:

Çok iyi bir yazar olabilirsiniz ama yazdıklarınız “kuru” olabilir. Okurun, yazdığınız konuyla, karakterle empati kurmasını sağlayın. Yani okur, romanınızın konusunun içine girsin, karakterinizin derdini dert etsin veya sıkıntısıyla sıkılsın, kurtulunca rahatlasın. Bazen karakterinizin ayak parmağındaki mantar kaşıntısı bile okuru kitabın içine çekebilir.

 

Beş duyu:

Yazdığınız metinde koku, tat, dokunma, duyma, görme olsun. Örneğin kahramanınız lahana kokulu bir apartmana girsin (George Orwell – 1984), yediği şeyin tadını okura da aldırın, ses duymasını sağlayın.

 

Sayfada oluşacak girdap:

İyi bir yazar ne zaman olursunuz biliyor musunuz: okur için kitabın sayfaları, paragraflar, cümleler, kelimeler yok olduğunda… Kahramanınız bir odaya girdi diyelim, orada okurunuz odaya beyninde girdi, kahramanınızla dışarı çıktı, konuştu, yemek yedi, tehlike atlattı. Uyurken kahramanınızı seyretti. İşte o zaman tamamdır.

 

Çalışma disiplini:

Yazmak sabır, irade, mesai ister. Günde beş-on sayfa yazabilecek disiplininiz yoksa roman kendi kendine yazılacak değil. İstisnalar yine vardır ama günde beş saatten az yazıyorsanız yazar olabilmeniz zor. (Bir romanı bitirdikten son bir süre dinlenip yazmayabilirsiniz, -o sırada da kafanız çalışır, çalışmalı- benim kastettiğim çalışırken disiplinli ve iradeli olun.)

 

Yarıda bırakma:

Yarın yazacağınız şeyi bileceğiniz bir yerde çalışmayı kesin. İlla bölümü bitireyim diye kasmayın, son bir-iki sayfayı bırakın. Böylece yeniden yazmaya başladığınızda motor ısınır. Tamamen yeni bir bölüme başlarken soğuk olabilirsiniz, bu da çalışmayı kesmeniz için bahane bulmanıza neden olabilir.

 

Takılma:

Bir bölümü iyi yazmadığınızı düşündünüz, sıkıldınız, zorlandınız. Kabasını veya taslağını yazıp, yazma iştahınız olan bölüme geçin. Orada takılıp kalmayın, dönersiniz. Sevdiğiniz birçok romanda yazarın, yazarken sıkıldığı bölümler vardır.

 

Stiliniz:

Okumayı sevdiğiniz yazar veya romanlarla, yazma stiliniz aynı olmayabilir. Örneğin ben Stephen King’i severim ama stilim onun gibi değil. İlla sevdiğiniz stilde yazacağım derken, size uygun stili baltalamış olabilirsiniz.

 

Kelime zenginliği:

Kısıtlı kelime haznesiyle kalmayın. Mesela ben çok zorunlu olmadıkça bir sayfada aynı kelimeyi kullanmamaya çalışırım.

 

Ritm:

Cümle kuruluş yapısı ve kelimeler ile okurun bilinçsizce hissettiği bir ritm oluşur. İyi bir yazarsanız, stiliniz varsa bu ritm okura güzel gelir, değilse detone bir şarkıcı gibi rahatsız eder.

 

Yazarın Gizlenmesi:

Bir filmi seyrederken sürekli yönetmen şunu yapmış, kamera açısı yanlış filan gibi düşünmek ister misiniz? En iyi filmler bir film seyrettiğinizi unuttuğunuz, yönetmeni aklınıza bile getirmediğiniz, hikayenin içine girdiğiniz filmler değil midir, kitapta da bu istenendir. Eski zamanlarda yazarın kitabın içine girdiği, hikayeyi anlattığı eserler vardır ama artık bu istenmeyen bir şeydir. Yazarın kendini hissettirmesi nasıl olabilir: mesela bir muhabbette karakter birden kendisine uymayan şeyler anlatmaya başlayabilir. O zaman anlarsınız ki yazar girmiş içine.

Kitaplar sihirli yaratıklardır. Aynı kitabı çocukken, yirmili yaşlarınızda ve kırklı yaşlarınızda okuduğunuzda çok farklı gelebilir. Sevdiğiniz kitapları birkaç kere okuyun, inceleyin. İnternette usta yazarların yazarlıkla ilgili tavsiyelerini barındıran çok sayfa var. Onları da mutlaka okuyun ve kendinize uygun olanları alın.

 

Yazar Karakteri:

Gelmiş geçmiş yazarların en iyileri, iyi de yalancıdırlar. İyi yazar, iyi karakter demek değildir. Edebiyat tarihi iyi ve örnek yazarlar kadar, pislik veya suçlu ama muhteşem yazarlarla da doludur. Kim yazar olmaz biliyor musunuz? Biat edenler, yalakalar… Edebiyat tarihine geçememiş ama döneminde çürümüş iktidara, diktatörlere, krallara yaltaklanmış birçok soytarı vardır.

 

Okur-yazar İlişkisi:

Okur, yazarın hayranı değildir. Okur-yazar ilişkisini en iyi anlatan hikaye “1001 Gece Masalları”ndadır. İyi hikaye anlatamazsınız, okurun sizi cellada göndereceğini unutmayın.

 

En önemli tavsiyem şudur: bir insan olarak ideolojiniz, kutsalınız, dogmalarınız olabilir ama yazar olarak bunların üstüne çıkamıyorsanız, bırakın gidin başka meslek edinin. İçinizdeki “izmleri,”putları yıkmadan yazar olabilmeniz çok zor.

 

 

Şimdi bu yazıyı unutun ve kendi doğrularınızı bulun.

 

Orkun UÇAR

 

Yazarın izniyle yayınlanmıştır. http://orkunucar.blogspot.com.tr/ http://www.bilimkurgukulubu.com/author/orkunucar/

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: