Yeni Sahne’deki Gösteri

 

 

Karnavalın ikinci aşamasına geldik. Yıkımlara ve savaşlara şahit olduk, binlerce organik ve yarı organik cesedi toprağa savurmak etmek kaldık. Bunca dökülen kanın bedelini ve elde ettiğimiz ritüelleri kağıda dökme zamanı gelmiştir artıkları ve bu eylemi gerçekleştirmek için bizler, yani insanlara, bilgeye ihtiyaç duyabiliriz ve bu bilgili kişiyi (yani belirli edinimleri çerçeveleyebilen bireyi) kadın ya da erkek olarak algılayabilir, şekillendirebilir ve imgeleyebiliriz. Gerçekleştireceğimiz bu “şahsiyetleştirmenin” amacı yaratmak istediğimiz simgesel dünyayı daha az anlaşılır kılmak ve bu anlaşılmazlık üzerine daha da çok bilinmeyenler yığmaktır. Fakat bu bilinmezlik yığını bizlere “Cogito Ergo Sum” sonucunu vermeyecek ya da nihayetinde belli birİle ulaşmayacağız. Bir monolitik yapıdan ötesi yoktur. Şöyle düşünelim. Karnavalımızdaki vahşetlerden sonra kimin ardından “bilgi” ya da “bilgili” söylemini dile getirdiler? Kılıç kalabalığınıza kılıç geçirmeyen, arkasında bekleyen o temsiliyeti ödüllendirdiler, şölenin bir parçası olarak saydılar. Bilgili pasif olandı ve değerlerilerle çelişmeyendi. Ötesinde duran adam is karnavala mensup bireylerin istediği verilerin ve bunun gibi edinimleri kaleme almadı ya da taşa kazımadı. Bundan ötürü de kendisi “deli bir bilgisiz” olarak adlandırıldı. Böylesine bir muameleye mağruz kalmış birinin sonunun nasıl geldiği üzerine yüzlerce sayfa yazı yazabilir ya da onun durumunu dilediğiniz şekilde manipüle edebilir ve karikatürünü oluşturabiliriz .. Fakat genel algı kendisinin ölümü üzerinden şekillenecektir. Onun trajik hayatını yansıtacak bir yansıtıcı eminim kendisine gösterilen bir bilgi edinmek, renklerini seçecek, cümlelerini dizecek ve cümleler arasında kurgulusacaktır.

 

Bilgiyi bir kez daha düşünürsek, (yani kendisi hakkında) yukarıdaki belirttiğimiz oyundan yola çıkarak, kendisi hakkında elde edeceğimiz ve insan sonrası dönemde yaşayan insan için daha anlaşılır ve didaktik bir büründürürsüm tahmin etmek bir sonuç çıkar:

 

1) Bilgi toplumun sosyal olarak, sosyallik yaratmak uğruna oluşturduğu belli edinimsel bütünlüktür ve hiçbir bilgi karnavalın genel yapısının dışına çıkamaz. Bilgiyi “her şeyi anlatmak” için bir başka anlatı da yapilabilir.

 

2) Karnavalın “öteki” ‘lisanın kuran kişi hiçbir zaman ne kadar bilgili olduğunu belirtemeyecek. Ne kadar karnavalın temel lisanında konuşursa konuşsun o istenileni söylemediği için asla ama hiç bilgi denen madalyayı boynunda gezdiremeyecektir. Bilgi yani bu durumda bir çinkirden ya da av hayvanının boynuna dolanmış bir ipten fazla değil. Organik bir bağlayıcıdır ve çerçeveleri imler ve imgeler.

 

3) Bilgi çizilmiş toplumsal çizgilerin çerçevesinde gelişen bir alışveriş ilişkisinden değil değil. Bilginin daima sınırları bozacağı miti Sokrates’in idam edilişinden geliştirilmiş yeni bir “ideolojik ve felsefi bir aparattan” değil değil. Sokrates “bilgi ile asıl kazanandır” demek aslında onu başka bir sınır çizme oyununa dahil etmektir. Sokrates’in özgürlük권 çıktığı bu yol (Plato’nun bütünlüğünü yazdığını da düşünelim.) Başka bir sınırlama / sınırlanma etkileşiminin sonucudur. Sokrates, özünde bir iğnedir ve bu iğneyi müthiş bir düzenbazlıkla Plato işlemiştir.

4) Öteki için kurduğumuz senaryolar ve yazgılar bütünü safra şekillendirirken bizler “bilgiden” yola çıkarak başladık spekülasyonlara. Bilginin idelolojik yapıyla karşılarınısızlık bildirmek imkansızdır. “Sözü gerçek” bilgiyi edindiğimiz vakit safra aslında o monolitik yapının tam içine girmülürüz “özgür bilgiyi” yakaladığını sandıkça çırpınmaların özenin gıdıklanmayan ya da gıdıklanan canını yaktığını görürüz ve kendisinin organiklikle / inorganite arasında yüzdüğünü düşünürsek gerçekleştireceği en-renk eylemin uzaklaşma Ve “bilgiyi kabullenme” olduğuna şahit olacağız.

 

Ama bu güzel arkapolisin çeşitliliğini yarattı etmeyi düşünüyoruz. Korkularınızı çok iyi anlayabiliyorum. Benemis bir kaptanlık yaratıcı bir mitoloji kurgusu / kurgucusu değilim. Sizleri zafer dolu bir yolda sürüklemeyi ya da sizlere cennetin kapılarını aşmaya davet etmiyorum. Ben cennetin bilgisini ezmeyi paramparça etmeyi ve bütün sanal kamuflajlarını parçalamaya davet ediyorum bilginin. Ben kılıcım ama yaradan gittikçe uzaklaşacak, eleyecek.

 

Rüzgarlar soğuk soğuk esiyor çizdiğimiz kumaşın imajlarına. Çıplak ta olabilriz tabi. Bu yine oyuncuların elindedir. Bir erkekle görüşürüz, getirebilir gözlerinin önlerine. Sınırsız oyuncuların yarattığı kendi sınırlarının sınırsallığı. Şekillenen sözde özgür sınırlar. Büyür. Özgür olmayan bir yapı içerisinden çizdiğimiz resimlerin kadarı olacak bir biblodan (organik / inorganik) söz ediyorum sizlere.

 

Sahnenin arkasından gelen seslerden bir sizlere aktarmak istiyorum:

 

“Bu bilgi alın midir?” “Bu bilgi edinmek istemiyor musunuz?”

 

Bu soruya şöyle bir yanıt verebilirim:

 

” Başından beri bir edinim bütünlüğünü reddetmedim ben. Ben bir algı mekanizma oluşa karşı gelmiyordum ben. Ben “bilginin yapılıyor” sundum yani aslolanı. Birleşim monolitik yapıydı. Şeklin ne olduğuna karar verebilir. Kendisini bir heykel olarak işle. Zihninize ya da kabaran bir yarı sıvı olarak ta.

 

Yazarları yaratmadığını söylemiyorum. Fakat bu işaretifikasyonun herhangi bir bilgiyi işaret edemeyeceğini söylüyorum ben. Bu “bilgi” edinimler üzerine kurulmuş bir şekilde örülmüş halde. Somut’la birlikte buluntuakla birlikte özünde yırtıklar ve delükle doludur. ”

 

Başka bir ses daha geldi kulağıma, hatırlayabildiğim kadarıyla yazıyorum şimdi onu da kağıda:

 

” Peki nedir zaman? ”

 

Gırtlağını temizleyerek yanıt verdi:

 

 

” Edinilen şey veridir. Veri örtünün yırtıkları için parlayan ışık ya da bunun gibi nobilizasyon imi değildir. Kendisi var ve kendisi olacak Öznenin ilgisini kümülatif bir neticesidir. Herhangi bir imge ile imgelenemez. Herhangi bir “keskin” tanımla eksen ya da bunun gibi bir yapısallık oluşturamaz. Kesinlenemeyenin kesinlenenleşmesi o. Somut ya da somut olarak bir biçim, oluş halinde beliremez, ancak kendi arzusuna sahiptir. ”

 

Ben de susmamıştı biliyorum ama sormak istediği soruyu işitememiştim. Bundan ötürü yazmaya devam ettim.

 

Görsel: Harlequin’in Karnavalı – Joan Miro

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: