Yeryüzü Müzesi: Bir Geçit Töreni

 

İthaki Yayınlarından çıkan ve Bilimkurgu Kulübü işbirliği ile hazırlanan Yeryüzü Müzesinin editörlüğünü Burak Albayrak üstlenmiş. Sıra dışı kapak tasarımı ise Hamdi Akçay’a ait. Müzenin kapıları Bülent Akkoç’un önsözüyle açılıyor ve yakın zamanda kaybettiğimiz Ursula K. Le Guin’in ülkemiz bilimkurgu okur ve yazarlarına hitaben yazdığı çok özel ve anlamlı mesajıyla sona eriyor.

Yeryüzü Müzesi, biz bilimkurguculara “sınıfsız, sömürüsüz, cinsiyetsiz bir dünya mümkün,” özlemiyle neler yapabileceğimizi anlatmış adeta. Her satırında yepyeni bir ufka yolculuk edeceğiniz seçki, salt bilimkurgusal yönüyle değil Çağdaş Türk Bilimkurgu Edebiyatının ayağa kalktığının da habercisi olduğunu iddia ediyor. Ayrıca satır aralarına gizlenmiş felsefi argümanları ile yapay zekâ, teknoloji, etik, varoluş, felsefe ve bilim gibi kavramların türün kitapları içerisinde ustalıkla işlenebileceğini de göstermiş.

Çağdaş Türk Bilimkurgu Edebiyatına gönül vermiş 18 yazarın, özenle kurgulanmış 18 öyküsü var müzede. “Türkler bilimkurgu yazamaz, yazsa da satamaz…” diyenlerin şaşkın bakışları altında sürüyor Yeryüzü Müzesinin geçit töreni.

Şüphesiz kitapta yer alan yazarlar, kendi okur kitlesini yaratmanın yanı sıra birçok yazar adayına da yol gösterecek ve yepyeni güçlü kalemlerin yetişmesine neden olacaklar. Ne mutlu ki Yeryüzü Müzesi; çürümüş, kof düşüncelerle aralarına aşılmaz mesafeler koymuş ve aydınlık bir geleceğin anahtarını sunmuş bizlere.

 

Gelelim Müzenin birbirinden güzel öykülerine.

 

İlk Temas – İsmail Yamanol: Maden işçilerini taşıyan, büyük ve hantal bir uzay gemisiyle çıkılan yolda, bir keşif macerasına tanıklık edeceksiniz. Yer yer heyecanlanacağınız yer yer mekânın kasvetinde boğulacağınız bu öyküyü okurken uzay yolculukları hakkında bir kez daha düşünmeniz gerekebilir.

 

Büyük Peri – Selim Erdoğan: Osmanlı döneminden kalma sırlarla dolu bir yazlık eve sahip olmak hoşunuza gider sanırım. Ancak bu eve sahip olmak, beklenilmedik tehlikelerin varlığıyla yüzleşmenize neden olabilir. Gerilim dolu satırlar sizleri bekliyor.

 

Dünya Utanç Günü – Ruhşen Doğan Nar: “İlk taşı en günahsız olanınız atsın,” aranızda günahsız olduğunu iddia eden biri var mı? Teşhir olmak korkusuyla bastırılmış arzular ve gizlenmiş günahlar: Yapay zekânın intikamı gelir bulur sizi! Toplumsal cinsiyet rollerine de atıfta bulanan öykü için seçkinin en iyileri arasında denilebilir.

 

Tanrıların Doğuşu – Orkun Uçar: Romanı yazılsa yok satar dedirten bir öykü var sırada. Usta kalem, yine sade bir giriş ile her satırında sizi her an ters köşe yapacakmış gibi bir tedirginlikle okutuyor kendisini. Konu ise birçok kimse için mahrem kabul edilebilecek bir yerden geliyor: Tanrılar… Belki de her şey tam da böyle başladı, ne dersiniz? Neden olmasın ki? Sonsuz olasılıklardan sadece birisi bu, hem de bilinenlerden daha heyecanlı…

 

Bir Sobeski Deneyi – Selin Arapkirli: Ölümlü olmanın vermiş olduğu çaresizlik, bugün olduğu gibi gelecekte de bizi baskılamaya devam edeceğe benziyor. Sonsuza dek yaşamak hayalimize sıkıca sarılırken, sevdiklerimizden de ayrılmayı göze alamıyoruz. Ekonomik adaletsizliğin derinleştiği bir dünyada, tanrı ile şeytan arasında kalan o incecik çizgiyi aşabilecek cesaretiniz var mı?

 

Angyra: Geleceğin Ütopyası – Çağrı Mert Bakırcı: “Devlet herkese temel yaşam desteği sağlarsa kimse çalışmaz ki…” durun, biliyorum “bi bitmediniz lan,” diyeceksiniz ama sakin olun. Bakırcı, kendisinden de beklenildiği gibi zekice kurgulanmış göndermelerle hilale anlatır gibi anlatıyor emek-sermaye çelişkisini. Kaskatı doğruları ince ince yıpratarak ilerliyor öykü ve geleceğin ütopyası böyle yer buluyor müzede.

 

Hörgüç – Murat Doğan: Acımasız bir robotun aniden gün yüzüne çıkmasıyla birlikte, o eski zamanlarda yaşanmış kavimler göçü zorunlu bir “hayatta kal” emrine dönüşüyor. Bu yeniden doğuş öyküsünü sindirerek okumanızı tavsiye ediyorum. “Gücün kadar üret, ihtiyacın kadarını al.”

 

Dünyanın Gizli Sahipleri – Kadri Kerem Karanfil: Dünyanın gizli sahipleri ile tanışmaya hazır mısınız? Yetenekli olmak, ne kazandırır ya da ne kaybettirir? Yanıtını öyküyü bitirdikten sonra verin lütfen. Kötülüğün ve karanlığın dehlizlerinde gezinirken çaresizliğin yeniden doğuşuna tanık olacaksınız.

 

Q.ı.a.p – Feraye Şahin: Tanrı ve Yaratı kavramlarına yeniden göz atmanızda fayda var. An Meclisinin üyeleri tepenizde bekleşiyorlar. Enki Gemisi Seyir Defterinin sayfaları arasında dolaşırken Q.ı.a.p’lılara ve diğer olası ihtimallere rastlamanız mümkün.

 

A-t-g-c – Gökcan Şahin: Profesörün ölümünü araştırmak üzere yola çıkan iki polisin, Ulusal Dijital Güvenlik Sistemini ve yapay zekâyı aşan büyük bir problemle başa çıkması konu edinmiş. Öykü bittikten sonra “Böylesi bir amaç için yaratılmış olmamız da mümkün görünüyor,” diyeceğinize eminim.

 

Robomorfoz – İsmail Yiğit: “Bize bir şey olmaz!” kafasında sevişmeye yeltenenler için açık bir uyarı mektubu niteliğinde Robomorfoz. Aman dikkat diyeyim! Okuduktan sonra, korunmanın sadece sizin için değil insan nesli için de ne kadar elzem veren bir durum olduğunu anlayacaksınız. Tabi bu cümlelerin doğruluğu da görece değişebilir. İyisi mi buna siz karar verin.

 

Bin Yılın Buluşu Cingöz – Sinan İpek: İnsan zihninin sınırlarını aşan bir uygulama ile insan olma ediminin yeniden tarif edilmesi gerekebilir. Cingöz adında bir dronla muhteşem bir kurguya yelken açtığımız bu öyküde, gezgin dronlar vasıtasıyla okuyacağınız deneyimlerin sizi şaşırtacağını düşünüyorum.

 

Son Yolculuk – Mikail Boz: Yarplar, Sakalar ve Tusitlerle varoluşsal bir gezinti sizi bekliyor. “Bir kafa ve bir beden; ben ve bedenim mi yoksa ben ve kafam mı?” İnsan, anlam ve felsefe; öykünün özünden yükselen yapıları idrak ederek okuma yapmanızı öneririm.

 

Selfie – Murat Başekim: Ben ve öteki ben. Milyonlarca ben’in kalabalığında sürüp giden hayatınızın bir “öteki” ile amansız hesaplaşması var sırada. Çıldırmak ve tanrılaşmak arasındaki ikilemin yarattığı korkunç buhranda sürüklenmenizi vaat eden bir öykü ile baş başasınız artık.

 

Ruh – Aşkın Güngör: Bildiğiniz bütün yaradılış mitlerini bir kenara bıraksanız iyi edersiniz. Ruh’u arayan bir yolculukta tanrılaşan ve çaresizlikle sessizliğe gömülen bir yalnızlık var bu öyküde. “Ruh, umuttu. Tıpkı tanrı gibi, Allah gibi, God gibi, Yahve gibi, Kainat gibi…” Okurken, tasvir edilen tanrısal yalnızlığı derinden soluyacaksınız.

 

Gaita – Tevfik Uyar: Bir ön keşif gemisindeki mürettebatın Sarı Gezegen’e doğru yolculuğu konu edinmiş. Metabolik faaliyetler, bir varlığın canlı diye nitelendirilmesi için yeterli midir? Yanıtlanması gereken pek çok soru var karşımızda. Sanırım, ilk sorunuz “gaita nedir?” olacak.

 

Matruşka – Funda Özlem Şeran: Sürpriz sonuyla, bitmesin dedirten türden bir eser çıkmış ortaya. Teknoloji, özgürlük getirecek mi? Bizi güdülmekten kurtarıp yeniden insanlaştıracak mı yoksa tapılacak başka güçler mi keşfedeceğiz? Kafa Kırmak, Siber Reenkarnasyon, Kukla Fuhuş Mafyası, Vergisiz Çocuk Ticareti gibi ilgi çekici kavramlarla yaratılan bu öykü ile hayali güç bir geleceğe yürüyeceğinize kuşku yok.

 

Akıllı Kapı – Müfit Özdeş: Mars’ın Hellas Platosunda görev yapmakta olan Gözlem İstasyonu çalışanlarının hayatından bir kesit var son olarak. “Nanoyalıtım Hatası” uyarısı ile başlayan hatalar silsilesini okuduktan sonra, “keşke filmi olsa da izlesek,” diye iç geçireceğinize eminim. Mars ve görev tutkunları kaçırmasın.

 

Yeryüzü Müzesi tanıtım yazım için bağlantıyı takip ediniz.
Yeryüzü Müzesi tanıtımı için hazırladığım seslendirme:

 

 

Varlık ERGEN

Sabaha karşı başlamış bir doğumun eseriyim_ Cennet bahçelerinden yere düşenlerdenim bir de- Parçalanmış benliklerimin gölgesinde bir bireymiş gibi yaşıyorum_ Tuzlu suyun yakınlarında olmak şanslı kılıyor beni-

1 Comment

  1. Pingback: Yeryüzü Müzesi: Bir Geçit Töreni | Aşkın Güngör

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: